1/249
Looks like no tags are added yet.
Name | Mastery | Learn | Test | Matching | Spaced | Call with Kai |
|---|
No analytics yet
Send a link to your students to track their progress
Acele etmek — Lütfen biraz acele et , vapur kalkacak!
To be in a hurry
Acıkmak — Çok acıktım , yakınlarda güzel bir lokanta var mı?
To feel hungry
Acımak — Düşünce dizim çok acıdı .
To pity / To feel compassion / To have pain
Açmak — Hava çok sıcak oldu, camı açar mısın?
To open
Affetmek — Seni kırdığım için lütfen beni affet .
To forgive / To excuse / To pardon
Ağlamak — Bebek acıktığı için ağlıyor .
To weep / To shed tears / To cry
Alışmak — İstanbul trafiğine yavaş yavaş alışıyorum .
To get used to
Almak — Marketten ekmek ve süt aldım .
To take / To get / To buy
Anlamak — Üzgünüm, ne demek istediğini anlamadım .
To understand
Anlatmak — Bana bu konuyu tekrar anlatır mısın?
To explain
Aramak — Anahtarımı her yerde aradım ama bulamadım.
To look for / To search
Arzu etmek — Başka bir şey arzu eder misiniz?
To wish (for) / To want / To desire
Aşmak — Bu ay bütçemi biraz aştım .
To pass (over) / To exceed
Ateş etmek — Avcı havaya ateş etti .
To fire (on) / To shoot (at)
Atmak — Bana konum atabilir misin?
To throw / To send (digitally)
Ayırmak — Bizim için bir masa ayırır mısınız?
To separate / To reserve
Ayırt etmek — İkizleri birbirlerinden ayırt etmek çok zor.
To distinguish / To discriminate
Ayrılmak — Arkadaşım az önce yanımızdan ayrıldı .
To part / To leave / To separate
Bağırmak — Sokakta bir adam yüksek sesle bağırıyor .
To shout / To scream
Bağışlamak — Eski kıyafetlerimi Kızılay'a bağışladım .
To pardon / To forgive / To donate
Bağlamak — Ayakkabılarımı bağlamayı unuttum.
To tie / To link
Bahsetmek — Arkadaşım senden çok bahsetti .
To talk about / To mention
Bakmak — Lütfen şu manzaraya bak , harika değil mi?
To look / To take care of
Başarmak — Sonunda ehliyet almayı başardım .
To achieve / To succeed
Başlamak — Film on dakika sonra başlayacak .
To begin / To start
Basmak — Lütfen ıslak betona basmayın .
To step on / To press
Beğenmek — Yeni aldığın elbiseyi çok beğendim .
To like / To appreciate
Beklemek — Durakta on dakikadır otobüs bekliyorum .
To wait (for) / To expect
Benzemek — Bu çocuk babasına çok benziyor .
To resemble / To look like
Bıkmak — Her gün aynı yemeği yemekten bıktım .
To get bored with / To grow tired of
Bilmek — Bu sorunun cevabını kimse bilmiyor .
To know / To be informed of
Binmek — İşe gitmek için her sabah metroya binerim .
To ride / To board (bus, train, etc.)
Bırakmak — Sigarayı geçen ay bıraktım .
To leave / To quit / To let go
Bitirmek — Ödevlerimi akşama kadar bitirmem lazım.
To finish / To complete
Bitmek — Maalesef ekmek bitti , markete gitmelisin.
To end / To run out / To sprout
Bozmak — Bilgisayarı yanlışlıkla bozdum .
To break / To spoil / To change money
Bulmak — Aradığım kitabı kütüphanede buldum .
To find / To discover
Buluşmak — Yarın saat ikide Kadıköy’de buluşalım .
To meet (by appointment)
Büyümek — Yeğenim çok çabuk büyümüş .
To grow up / To increase
Çalışmak — Yarın sınavım var, tüm gece çalışacağım .
To work / To study / To try
Çalmak — Birisi kapıyı çalıyor , bakabilir misin?
To knock / To play (instrument) / To steal
Çarpmak — Arabayı garajın kapısına çarptı .
To collide / To strike / To multiply
Çekmek — ATM'den biraz para çekmem lazım.
To pull / To withdraw / To suffer
Cesaret etmek — Kimse ona itiraz etmeye cesaret edemedi .
To venture / To dare
Cevap vermek — Mesajıma neden cevap vermedin?
To answer / To respond
Çevirmek — Bu kitabı İngilizceden Türkçeye çevirdim .
To turn / To translate / To rotate
Çıkarmak — Lütfen içeri girmeden ayakkabılarınızı çıkarın .
To remove / To take out / To subtract
Çıkmak — Evden saat kaçta çıkacaksın?
To go out / To go up / To exit
Çizmek — Resim defterine bir ağaç çizdim .
To draw / To sketch / To scratch
Dağıtmak — Garson masalara menüleri dağıttı .
To scatter / To distribute / To deal
Dans etmek — Düğünde bütün gece dans ettik .
To dance
Davet etmek — Onu doğum günü partime davet ettim .
To invite / To summon
Dayanmak — Bu eski bina depreme nasıl dayandı?
To lean / To resist / To endure
Değişmek — İstanbul son on yılda çok değişti .
To change / To become different
Değiştirmek — Bu gömleği başka bir renkle değiştirmek istiyorum.
To change / To alter
Demek — Annem "Eve erken gel" dedi .
To say
Denemek — Bu yeni tarifi mutlaka denemelisin .
To test / To experiment / To try
Devam etmek — Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe devam ettik .
To continue / To keep on
Dikkat etmek — Merdivenlerden inerken lütfen dikkat et .
To pay attention / To be careful
Dilemek — Yeni yılda herkese mutluluk diliyorum .
To wish (for)
Dinlemek — Boş zamanlarımda genellikle müzik dinlerim .
To listen / To obey
Dinlenmek — Çok yoruldum, biraz koltukta dinleneceğim .
To rest / To relax
Doğmak — Güneş her sabah doğudan doğar .
To be born / To rise (sun)
Dokunmak — Müzedeki eserlere dokunmak yasaktır.
To touch / To affect / To harm
Dolaşmak — Hafta sonu sahilde biraz dolaştık .
To go around / To take a walk
Dönmek — Yarın tatilden eve döneceğiz .
To return / To turn / To rotate
Doyurmak — Sokaktaki kedileri her gün doyuruyorum .
To fill up / To satisfy hunger
Dua etmek — Sınavının iyi geçmesi için dua ediyorum .
To pray
Durmak — Kırmızı ışıkta araba hemen durdu .
To stop / To endure
Düşmek — Yürürken ayağım kaydı ve yere düştüm .
To fall down
Düşünmek — Yarın ne yapacağımı düşünüyorum .
To think / To ponder / To consider
Düşürmek — Telefonumu yanlışlıkla yere düşürdüm .
To drop / To let fall
Duymak — Dışarıdan garip bir ses duydum .
To feel / To sense / To hear
Düzeltmek — Yanlış yazdığım kelimeyi hemen düzelttim .
To straighten / To correct / To fix
Düzenlemek — Masanın üzerini biraz düzenledim .
To put in order / To arrange
Eğlenmek — Dün gece partide çok eğlendik .
To have fun / To enjoy oneself
Eklemek — Çaya biraz daha şeker ekler misin?
To add
Emretmek — Komutan askerlere durmalarını emretti .
To order / To command
Endişe etmek — Lütfen benim için endişe etme .
To be anxious / To worry
Etmek — Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim.
To do / To make
Ezberlemek — Bu şiiri yarın akşama kadar ezberlemem lazım.
To memorize
Fark etmek — Geldiğini son anda fark ettim .
To notice / To realize
Gayret etmek — İşi bitirmek için çok gayret ettik .
To endeavor / To try hard
Geçmek — Köprüden dikkatlice geçtik .
To pass / To surpass
Gelmek — Yarın bize akşam yemeğine gelir misin?
To come / To arrive
Getirmek — Garson, bize bir bardak su getirir misin?
To bring / To fetch
Gezmek — Yazın Avrupa'yı gezmek istiyoruz.
To tour / To travel around
Girmek — İçeri girmeden önce kapıyı çalın.
To go in / To enter
Gitmek — Hafta sonu Ankara'ya gideceğiz .
To go / To go away
Giymek — Soğuk olduğu için kalın bir ceket giydim .
To put on / To wear
Göndermek — Sana bir e-posta gönderdim .
To send
Görmek — Seni dün çarşıda gördüm .
To see / To experience
Görünmek — Bugün çok yorgun görünüyorsun .
To appear / To seem
Görüşmek — Seninle bu konuyu sonra görüşelim .
To meet with / To discuss
Göstermek — Bana yeni telefonunu gösterir misin?
To show / To demonstrate
Götürmek — Bu paketi postaneye götürür müsün?
To take / To carry (to a place)
Gülmek — Fıkraya hepimiz çok güldük .
To laugh
Hak etmek — Bu ödülü gerçekten hak ettin .
To deserve / To merit
Halletmek — Merak etme, o sorunu yarın halledeceğim .
To solve / To resolve
Harcamak — Market alışverişinde çok para harcadık .
To spend / To waste