1/6
Looks like no tags are added yet.
Name | Mastery | Learn | Test | Matching | Spaced | Call with Kai |
|---|
No study sessions yet.
Hallo
Dilbilgisel Bilgiler
Wortart: Interjektion (ünlem)
Artikel: —
Plural: —
Bileşik: —
Bedeutung: Selamlaşma sözü; dikkat çekme veya şaşırma ünlemi (“merhaba”, “hey”, “alo”).
Türkçe–İngilizce Karşılıklar
Türkçe: merhaba, alo, hey
İngilizce: hello, hi
Benzer Kullanımlar (Diğer Diller)
FR: salut, allo
IT: ciao
EN: hello
Bu dillerdeki karşılıklar genellikle Latince veya Roman kökenli selamlaşma biçimlerinden türemiştir; Almanca hallo ise tamamen Cermen kökenlidir.
Detaylı Etimolojik İnceleme
Köken:
Orta Yüksek Almanca halâ, holâ, hallo biçimlerinden gelir. Bu biçimler, çağırma veya dikkat çekme ünlemleri olarak kullanılmıştır.
Proto-Cermen kök: halō veya holō biçiminde yeniden yapılandırılır; “seslenmek, çağırmak” anlamı taşır.
İlişkili Diller:
İngilizce hello (Almanca hallo ile akraba)
Fransızca holà (“hey orada!” anlamında), Latince hoc illac (“şu tarafta!”) ifadesinden türemiştir.
Tarihsel gelişim:
Orta Yüksek Almanca (11.–14. yy): halâ, holâ biçimleri belgelenmiştir.
Yeni Yüksek Almanca (15. yy sonrası): hallo biçimi yerleşmiştir.
yy: Telefonun icadıyla birlikte selamlaşma sözü olarak yaygınlaşmıştır.
Anlam evrimi:
“Hey!” (dikkat çekme) → “Merhaba” (selamlaşma).
Etimolojik Özet
Hallo, tarihsel olarak bir çağırma ünlemidir. Zamanla sosyal etkileşimde selamlaşma işlevi kazanmıştır. Cermen kökenli olup, seslenme eylemini ifade eden eski biçimlerden türemiştir.
Sabit İfadeler
Hallo zusammen! – Herkese merhaba!
Hallo, wie geht’s? – Merhaba, nasılsın?
Na, hallo! – (şaşırma veya uyarı anlamında) “Aaa, bu da ne!”
Kelime Ailesi
Hallöchen (küçültme biçimi, samimi selam)
Hallihallo (neşeli, tekrarlı biçim)
Hallochen (bölgesel varyant)
Aynı Kökten Gelen Almanca Kelimeler + Örnek
Hallöchen – Hallöchen, wie schön dich zu sehen!
Hallihallo – Hallihallo, Freunde!
Sosyodilbilimsel Bağlam
Hallo, Almanca konuşulan bölgelerde en yaygın selamlaşma biçimlerinden biridir. Resmî olmayan, samimi veya nötr bağlamlarda kullanılır. Telefon konuşmalarında, yüz yüze selamlaşmalarda ve çevrim içi iletişimde standart bir açılış ifadesidir.
Eş Anlamlılar
Hi, Guten Tag, Servus, Grüß dich
Zıt Anlamlılar
— (doğrudan zıt anlamlısı yoktur; vedalaşma biçimleri Tschüss, Auf Wiedersehen karşıt işlevlidir.)
Örnek Cümleler
Präsens: Hallo, ich bin Anna. – Merhaba, ben Anna.
Präteritum: Er sagte hallo und ging weiter. – Merhaba dedi ve yürümeye devam etti.
Perfekt: Sie hat mich mit einem freundlichen Hallo begrüßt. – Beni dostça bir merhaba ile karşıladı.
Plusquamperfekt: Er hatte nur kurz hallo gesagt. – Sadece kısaca merhaba demişti.
Futur I: Ich werde hallo sagen, wenn ich ihn sehe. – Onu gördüğümde merhaba diyeceğim.
Futur II: Sie wird hallo gesagt haben, bevor sie geht. – Gitmeden önce merhaba demiş olacak.
Konjunktiv I: Er sagt, sie sage hallo. – Onun merhaba dediğini söylüyor.
Konjunktiv II: Ich würde hallo sagen, wenn ich ihn treffen würde. – Onunla karşılaşsam merhaba derdim.
Passiv Präsens: — (ünlemler pasif biçim almaz)
Tarihsel & Kültürel Bilgi
Hallo, 19. yüzyılda Almanca konuşma dilinde yaygınlaşmış, özellikle telefonun icadıyla birlikte selamlaşma sözü olarak standartlaşmıştır. İngilizce hello ile karşılıklı etkileşim içindedir. Günümüzde Almanca’nın en nötr ve evrensel selamlaşma biçimlerinden biridir; hem yazılı hem sözlü iletişimde kullanılır.
Aynı Kökten Gelen ve Benzer Anlamda Kullanılan 50 Kelimelik Havuz
Kelime | Cümle İçinde Kullanımı | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|
Hallöchen | Hallöchen, wie geht’s dir? | Merhabacık, nasılsın? |
Hallihallo | Hallihallo, alle zusammen! | Herkese kocaman merhaba! |
Hallochen | Hallochen, mein Freund! | Selamcık, dostum! |
Holla | Holla, was ist das? | Hey, bu da ne? |
Holà | Holà, wer kommt da? | Hey, kim geliyor orada? |
Hey | Hey, warte mal! | Hey, bir dakika! |
He | He, du da! | Hey, sen orada! |
Heho | Heho, Matrosen! | Heyho, denizciler! |
Heja | Heja, los geht’s! | Haydi, başlayalım! |
Heureka | Heureka! Ich hab’s gefunden! | Buldum! |
Ahoi | Ahoi, Kapitän! | Selam, kaptan! |
Servus | Servus, wie geht’s? | Selam, nasılsın? |
Grüß dich | Grüß dich, Peter! | Selam, Peter! |
Grüß Gott | Grüß Gott, Frau Müller! | Selamünaleyküm (Güney Almanya selamı) |
Moin | Moin, alles klar? | Selam, her şey yolunda mı? |
Na | Na, wie läuft’s? | Ee, nasıl gidiyor? |
Tag | Tag, Herr Schmidt! | Günaydın, Bay Schmidt! |
Hi | Hi, ich bin Tom. | Selam, ben Tom. |
Heya | Heya, Freunde! | Hey, arkadaşlar! |
Yo | Yo, was geht? | Yo, ne var ne yok? |
Hallöle | Hallöle, Nachbarn! | Selamcık, komşular! |
Hallöli | Hallöli, schön dich zu sehen! | Selamcık, seni görmek güzel! |
Hallöchenpopöchen | Hallöchenpopöchen, wie süß! | Tatlı selamcık! |
Hallöchenchen | Hallöchenchen, alles gut? | Minik selamcık, her şey yolunda mı? |
Hallöchenliebchen | Hallöchenliebchen, mein Schatz! | Selam tatlım! |
Hallöchenwelt | Hallöchenwelt, ich bin da! | Merhaba dünya, geldim! |
Hallöchenfreunde | Hallöchenfreunde, was machen wir heute? | Selam arkadaşlar, bugün ne yapıyoruz? |
Hallöchenmorgen | Hallöchenmorgen, Sonne! | Günaydın güneş! |
Hallöchenabend | Hallöchenabend, wie war dein Tag? | İyi akşamlar, günün nasıldı? |
Hallöchenzeit | Hallöchenzeit ist immer schön! | Selam zamanı her zaman güzeldir! |
Hallöchenrunde | Hallöchenrunde, wer ist da? | Selam turu, kimler burada? |
Hallöchenparty | Hallöchenparty heute Abend! | Bu akşam selam partisi! |
Hallöchenmoment | Ein Hallöchenmoment am Morgen. | Sabahın selam anı. |
Hallöchenblick | Ein Hallöchenblick genügt. | Bir selam bakışı yeter. |
Hallöchenruf | Ein lauter Hallöchenruf! | Yüksek sesli bir selam çağrısı! |
Hallöchenwort | Das Hallöchenwort ist freundlich. | Selam kelimesi dostçadır. |
Hallöchenklang | Der Hallöchenklang ist fröhlich. | Selam sesi neşelidir. |
Hallöchenstimme | Ihre Hallöchenstimme klingt warm. | Onun selam sesi sıcak geliyor. |
Hallöchengefühl | Ein Hallöchengefühl im Herzen. | Kalpte bir selam hissi. |
Hallöchenmomentchen | Ein kleines Hallöchenmomentchen. | Küçük bir selam anı. |
Hallöchenfreude | Hallöchenfreude überall! | Her yerde selam sevinci! |
Hallöchenenergie | Hallöchenenergie am Morgen! | Sabahın selam enerjisi! |
Hallöchenwelle | Eine Hallöchenwelle durch die Menge. | Kalabalıkta bir selam dalgası. |
Hallöchenrufchen | Ein leises Hallöchenrufchen. | Küçük bir selam çağrısı. |
Hallöchenblickchen | Ein süßes Hallöchenblickchen. | Tatlı bir selam bakışı. |
Hallöchenmomentlein | Ein winziges Hallöchenmomentlein. | Minik bir selam anı. |
Hallöchenherz | Ein Hallöchenherz für dich. | Senin için bir selam kalbi. |
Hallöchenweltchen | Hallöchenweltchen, guten Morgen! | Küçük selam dünyası, günaydın! |
Hallöchenfreudchen | Ein Hallöchenfreudchen im Gesicht. | Yüzde bir selam gülümsemesi. |
Hallöchenklangchen | Ein Hallöchenklangchen erklingt. | Küçük bir selam sesi yankılanıyor. |
Wortschatz
Dilbilgisel Bilgiler
Wortart: Substantiv (isim)
Artikel: der
Plural: die Wortschätze
Bileşik: Wort + Schatz
Bedeutung: Bir dildeki kelimelerin tümü; bir kişinin, grubun veya metnin kullandığı kelime dağarcığı.
Türkçe–İngilizce Karşılıklar
Türkçe: kelime hazinesi, kelime dağarcığı
İngilizce: vocabulary, lexicon, word stock
Benzer Kullanımlar (Diğer Diller)
FR: vocabulaire
IT: vocabolario
EN: vocabulary
Bu dillerdeki karşılıklar Latince vocabulum (“sözcük”) kökünden gelirken, Almanca Wortschatz tamamen Cermen kökenlidir.
Detaylı Etimolojik İnceleme
Köken:
Wort (kelime) + Schatz (hazine) bileşiminden oluşur.
Orta Yüksek Almanca wort ve schatz biçimleri, Eski Yüksek Almanca wort (“söz”) ve scaz (“hazine”) kelimelerinden türemiştir.
Proto-Cermen kök:
Wortą → “söz, kelime”
Skattaz → “hazine, değerli şey”
Tarihsel gelişim:
Orta Yüksek Almanca (11.–14. yy): wortschatz biçimi belgelenmiştir.
Yeni Yüksek Almanca (15. yy sonrası): anlamı “bir dilin kelime hazinesi” olarak yerleşmiştir.
Anlam evrimi:
“Kelime hazinesi” → “Bir bireyin veya dilin sözcük birikimi”.
Etimolojik Özet
Wortschatz, “kelime” ve “hazine” kavramlarının birleşiminden doğmuştur. Dildeki sözcüklerin birikimini, bir kişinin bildiği veya kullandığı kelimelerin toplamını ifade eder.
Sabit İfadeler
Einen großen Wortschatz haben – Geniş bir kelime hazinesine sahip olmak
Den Wortschatz erweitern – Kelime dağarcığını genişletmek
Ein reicher Wortschatz – Zengin kelime hazinesi
Wortschatz üben – Kelime bilgisi çalışmak
Kelime Ailesi
das Wort – kelime
der Schatz – hazine
die Sprache – dil
die Lexik – söz varlığı
das Wörterbuch – sözlük
Aynı Kökten Gelen Almanca Kelimeler + Örnek
Wortbildung – Die Wortbildung ist im Deutschen sehr produktiv. (Almanca’da kelime türetimi çok üretkendir.)
Wortfeld – Das Wortfeld „sprechen“ umfasst viele Verben. (“Konuşmak” kelime alanı birçok fiili kapsar.)
Wortliste – Ich habe eine Wortliste zum Lernen erstellt. (Öğrenmek için bir kelime listesi hazırladım.)
Wortwahl – Seine Wortwahl war sehr höflich. (Kelimelerini çok kibar seçti.)
Wortbedeutung – Die Wortbedeutung hängt vom Kontext ab. (Kelimenin anlamı bağlama bağlıdır.)
Sosyodilbilimsel Bağlam
Wortschatz, dil öğreniminde temel bir kavramdır. Bir bireyin iletişim becerisi, sahip olduğu kelime hazinesiyle doğrudan ilişkilidir. Eğitim, yaş, sosyal çevre ve meslek, kişisel Wortschatz’ı etkileyen başlıca faktörlerdir.
Eş Anlamlılar
Lexik, Vokabular, Sprachschatz
Zıt Anlamlılar
— (doğrudan zıt anlamlısı yoktur; “Spracharmut” – dil yoksunluğu karşıt işlevlidir.)
Örnek Cümleler
Präsens: Mein Wortschatz wächst jeden Tag. – Kelime hazinem her gün büyüyor.
Präteritum: Sein Wortschatz war beeindruckend. – Onun kelime hazinesi etkileyiciydi.
Perfekt: Ich habe meinen Wortschatz erweitert. – Kelime dağarcığımı genişlettim.
Plusquamperfekt: Er hatte schon einen großen Wortschatz. – Zaten geniş bir kelime hazinesi vardı.
Futur I: Ich werde meinen Wortschatz verbessern. – Kelime hazinemi geliştireceğim.
Futur II: Sie wird ihren Wortschatz vergrößert haben. – Kelime hazinesini artırmış olacak.
Konjunktiv I: Er sagt, sie habe einen reichen Wortschatz. – Onun zengin bir kelime hazinesi olduğunu söylüyor.
Konjunktiv II: Ich würde meinen Wortschatz erweitern, wenn ich mehr lese. – Daha çok okursam kelime hazinemi genişletirdim.
Tarihsel & Kültürel Bilgi
Wortschatz kavramı, 18. yüzyıldan itibaren dilbilimsel çalışmalarda sistematik olarak kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde hem dil öğretiminde hem de bilişsel dilbilimde temel bir ölçüt olarak kabul edilir. Dijital çağda, bireylerin Wortschatz’ı çevrimiçi iletişim biçimleriyle de şekillenmektedir.
Aynı Kökten Gelen ve Benzer Anlamda Kullanılan 50 Kelimelik Havuz
Kelime | Cümle İçinde Kullanımı | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|
Wort | Ein neues Wort lernen. | Yeni bir kelime öğrenmek. |
Schatz | Du bist mein Schatz. | Sen benim hazinemsin. |
Wörterbuch | Ich benutze ein Wörterbuch. | Bir sözlük kullanıyorum. |
Wortbildung | Die Wortbildung ist interessant. | Kelime türetimi ilginçtir. |
Wortfeld | Das Wortfeld „sehen“ ist groß. | “Görmek” kelime alanı geniştir. |
Wortwahl | Achte auf deine Wortwahl. | Kelimelerini dikkatli seç. |
Wortbedeutung | Die Wortbedeutung ist wichtig. | Kelimenin anlamı önemlidir. |
Wortgruppe | Diese Wortgruppe ist häufig. | Bu kelime grubu sık kullanılır. |
Wortfamilie | Die Wortfamilie von „laufen“ ist groß. | “Laufen” kelime ailesi geniştir. |
Wortart | Welche Wortart ist das? | Bu hangi kelime türü? |
Wortlaut | Der Wortlaut des Gesetzes ist klar. | Yasanın metni açıktır. |
Wortspiel | Ein lustiges Wortspiel! | Komik bir kelime oyunu! |
Wortkette | Wir spielen Wortkette. | Kelime zinciri oynuyoruz. |
Wortliste | Ich habe eine Wortliste erstellt. | Bir kelime listesi hazırladım. |
Wortschöpfung | Eine kreative Wortschöpfung! | Yaratıcı bir kelime türetimi! |
Wortverbindung | Eine feste Wortverbindung. | Sabit bir kelime öbeği. |
Wortanfang | Der Wortanfang ist gleich. | Kelimenin başı aynı. |
Wortende | Das Wortende ändert sich. | Kelimenin sonu değişiyor. |
Wortmitte | In der Wortmitte steht ein „r“. | Kelimenin ortasında bir “r” var. |
Wortform | Die Wortform ist regelmäßig. | Kelime biçimi düzenlidir. |
Wortstamm | Der Wortstamm bleibt gleich. | Kök aynı kalır. |
Wortteil | Ein zusammengesetztes Wortteil. | Bir bileşik kelime parçası. |
Wortzeichen | Ein neues Wortzeichen wurde erfunden. | Yeni bir kelime işareti icat edildi. |
Wortgebrauch | Der Wortgebrauch ändert sich. | Kelime kullanımı değişiyor. |
Wortschatzarbeit | Wortschatzarbeit ist wichtig im Unterricht. | Kelime çalışması derste önemlidir. |
Wortschatzübung | Wir machen eine Wortschatzübung. | Bir kelime alıştırması yapıyoruz. |
Wortschatztest | Der Wortschatztest war leicht. | Kelime testi kolaydı. |
Wortschatztraining | Tägliches Wortschatztraining hilft. | Günlük kelime çalışması yardımcı olur. |
Wortschatzliste | Ich habe eine Wortschatzliste erstellt. | Bir kelime listesi hazırladım. |
Wortschatzkarte | Die Wortschatzkarte zeigt Synonyme. | Kelime kartı eş anlamlıları gösteriyor. |
Wortschatzbuch | Ein Wortschatzbuch für Anfänger. | Yeni başlayanlar için kelime kitabı. |
Wortschatzsammlung | Eine große Wortschatzsammlung. | Büyük bir kelime koleksiyonu. |
Wortschatzanalyse | Die Wortschatzanalyse zeigt Trends. | Kelime analizi eğilimleri gösteriyor. |
Wortschatzforschung | Die Wortschatzforschung untersucht Sprache. | Kelime araştırması dili inceler. |
Wortschatzumfang | Der Wortschatzumfang ist beeindruckend. | Kelime kapsamı etkileyici. |
Wortschatzniveau | Das Wortschatzniveau ist hoch. | Kelime seviyesi yüksek. |
Wortschatzbereich | Der Wortschatzbereich ist thematisch. | Kelime alanı tematik. |
Wortschatzkompetenz | Er hat eine gute Wortschatzkompetenz. | İyi bir kelime yetkinliği var. |
Wortschatzentwicklung | Die Wortschatzentwicklung beginnt früh. | Kelime gelişimi erken başlar. |
Wortschatzdefizit | Ein Wortschatzdefizit kann Probleme machen. | Kelime eksikliği sorun yaratabilir. |
Wortschatzförderung | Wortschatzförderung ist wichtig für Kinder. | Kelime gelişimi çocuklar için önemlidir. |
Wortschatzarbeit | Gezielte Wortschatzarbeit verbessert Sprache. | Hedefli kelime çalışması dili geliştirir. |
Wortschatzlernen | Wortschatzlernen macht Spaß. | Kelime öğrenmek eğlencelidir. |
Wortschatzspeicher | Das Gehirn ist ein Wortschatzspeicher. | Beyin bir kelime deposudur. |
Wortschatzwissen | Wortschatzwissen ist Teil der Sprachkompetenz. | Kelime bilgisi dil yetisinin bir parçasıdır. |
Wortschatzstruktur | Die Wortschatzstruktur ist komplex. | Kelime yapısı karmaşıktır. |
Wortschatzsystem | Das Wortschatzsystem ist dynamisch. | Kelime sistemi dinamiktir. |
Wortschatznetz | Ein digitales Wortschatznetz hilft beim Lernen. | Dijital kelime ağı öğrenmeye yardımcı olur. |
Wortschatzdatenbank | Eine Wortschatzdatenbank speichert Wörter. | Bir kelime veritabanı kelimeleri saklar. |
Wortschatzprojekt | Ein Wortschatzprojekt für Schüler. | Öğrenciler için kelime projesi. |
Niveau
Dilbilgisel Bilgiler
Wortart: Substantiv (isim)
Artikel: das
Plural: die Niveaus
Bileşik: —
Bedeutung: Düzey, seviye, kalite veya standart anlamında kullanılır; hem somut (yükseklik, katman) hem de soyut (bilgi, kültür, beceri düzeyi) anlam taşır.
Türkçe–İngilizce Karşılıklar
Türkçe: seviye, düzey, kalite
İngilizce: level, standard, quality
Benzer Kullanımlar (Diğer Diller)
FR: niveau
IT: livello
EN: level
Almanca Niveau, Fransızca niveau kelimesinden alınmıştır; kökeni Latince nivellus (“düz yüzey, seviye”) sözcüğüne dayanır.
Detaylı Etimolojik İnceleme
Köken:
Fransızca niveau → Eski Fransızca niveel → Latince libella (“terazi, denge aleti”) ve libra (“denge, ölçü”) köklerinden türemiştir.
Tarihsel gelişim:
17. yüzyıl: Fransızca üzerinden Almanca’ya geçmiştir.
Başlangıçta “yükseklik düzeyi” anlamında kullanılmıştır.
yüzyıldan itibaren “kültürel, entelektüel veya sosyal seviye” anlamı kazanmıştır.
Anlam evrimi:
“Yükseklik düzeyi” → “Kalite veya bilgi düzeyi”.
Etimolojik Özet
Niveau, Fransızca kökenli bir kelimedir ve hem fiziksel hem de soyut anlamda “düzey” kavramını ifade eder. Almanca’da eğitim, kültür, dil ve sosyal bağlamlarda yaygın olarak kullanılır.
Sabit İfadeler
ein hohes Niveau haben – yüksek bir seviyeye sahip olmak
auf dem gleichen Niveau sein – aynı seviyede olmak
das Niveau halten – seviyeyi korumak
Niveau steigern – seviyeyi yükseltmek
Niveau sinken lassen – seviyeyi düşürmek
Kelime Ailesi
die Stufe – basamak, kademe
das Level – seviye (özellikle İngilizce kökenli kullanım)
die Ebene – düzlem, katman
die Qualität – kalite
das Rangniveau – rütbe düzeyi
Aynı Kökten Gelen Almanca Kelimeler + Örnek
Niveaulos – Sein Verhalten war niveaulos. (Davranışı seviyesizdi.)
Niveaulosigkeit – Niveaulosigkeit ist in dieser Diskussion fehl am Platz. (Bu tartışmada seviyesizlik yersizdir.)
Niveauvoll – Ein niveauvoller Abend mit Musik. (Müzikli, kaliteli bir akşam.)
Niveauunterschied – Es gibt einen Niveauunterschied zwischen den Gruppen. (Gruplar arasında seviye farkı var.)
Niveauprüfung – Die Niveauprüfung findet nächste Woche statt. (Seviye sınavı gelecek hafta yapılacak.)
Sosyodilbilimsel Bağlam
Niveau, Almanca’da hem bireylerin bilgi veya kültür düzeyini hem de bir etkinliğin, konuşmanın veya ortamın kalitesini tanımlamak için kullanılır. Eğitim, sanat, medya ve sosyal yaşamda sıkça geçer. “Niveaulos” ifadesi, genellikle olumsuz bir yargı taşır.
Eş Anlamlılar
Level, Stufe, Rang, Qualität, Grad
Zıt Anlamlılar
Niveaulosigkeit, Tiefstand, Minderwertigkeit
Örnek Cümleler
Präsens: Das Niveau des Kurses ist hoch. – Kursun seviyesi yüksek.
Präteritum: Das Niveau war früher niedriger. – Seviye eskiden daha düşüktü.
Perfekt: Er hat sein Niveau verbessert. – Seviyesini yükseltti.
Plusquamperfekt: Sie hatte ein gutes Niveau erreicht. – İyi bir seviyeye ulaşmıştı.
Futur I: Ich werde mein Niveau steigern. – Seviyemi artıracağım.
Futur II: Er wird sein Niveau verbessert haben. – Seviyesini yükseltmiş olacak.
Konjunktiv I: Er sagt, das Niveau sei gestiegen. – Seviyenin yükseldiğini söylüyor.
Konjunktiv II: Ich würde das Niveau halten, wenn ich mehr üben würde. – Daha çok çalışsam seviyemi korurdum.
Tarihsel & Kültürel Bilgi
Niveau, 18. yüzyıldan itibaren Almanca’da kültürel ve entelektüel bağlamlarda kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle eğitim sistemlerinde, dil yeterliliklerinde (örneğin A1–C2 seviyeleri) ve toplumsal değerlendirmelerde standart bir ölçüt haline gelmiştir.
Aynı Kökten Gelen ve Benzer Anlamda Kullanılan 50 Kelimelik Havuz
Kelime | Cümle İçinde Kullanımı | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|
Niveaulos | Das war ein niveauloser Witz. | Seviyesiz bir şakaydı. |
Niveauvoll | Ein niveauvoller Filmabend. | Kaliteli bir film akşamı. |
Niveauunterschied | Ein großer Niveauunterschied besteht. | Büyük bir seviye farkı var. |
Niveauprüfung | Die Niveauprüfung ist schwierig. | Seviye sınavı zordur. |
Niveaustufe | Er hat die B2-Niveaustufe erreicht. | B2 seviyesine ulaştı. |
Niveausteigerung | Eine Niveausteigerung ist sichtbar. | Bir seviye artışı görülüyor. |
Niveausturz | Ein plötzlicher Niveausturz. | Ani bir seviye düşüşü. |
Niveaubegriff | Der Niveaubegriff ist relativ. | Seviye kavramı görecelidir. |
Niveaubereich | Im oberen Niveaubereich. | Üst seviye alanında. |
Niveauniveau | Das Niveauniveau bleibt konstant. | Seviye düzeyi sabit kalıyor. |
Niveaulosigkeit | Niveaulosigkeit ist enttäuschend. | Seviyesizlik hayal kırıklığı yaratır. |
Niveausteilung | Eine klare Niveausteilung im Kurs. | Kurstaki açık seviye ayrımı. |
Niveaueinteilung | Die Niveaueinteilung erfolgt nach Punkten. | Seviye sınıflandırması puanlara göre yapılır. |
Niveaustand | Der Niveaustand ist hoch. | Seviye durumu yüksek. |
Niveaustufe A1 | Das ist die erste Niveaustufe. | Bu ilk seviye düzeyidir. |
Niveaustufe C1 | C1 ist ein fortgeschrittenes Niveau. | C1 ileri bir seviyedir. |
Niveaustufe B2 | B2 ist Mittelstufe. | B2 orta seviyedir. |
Niveaustufe C2 | C2 ist das höchste Niveau. | C2 en yüksek seviyedir. |
Niveaustufe A2 | A2 ist Grundstufe. | A2 temel seviyedir. |
Niveaustufe B1 | B1 ist untere Mittelstufe. | B1 alt orta seviyedir. |
Niveaustest | Der Niveaustest dauert 60 Minuten. | Seviye testi 60 dakika sürer. |
Niveaueinschätzung | Die Niveaueinschätzung erfolgt online. | Seviye değerlendirmesi çevrimiçi yapılır. |
Niveaueinstufung | Die Niveaueinstufung ist präzise. | Seviye yerleştirmesi doğrudur. |
Niveaueinstufungstest | Ein Niveaueinstufungstest für Deutsch. | Almanca için seviye belirleme testi. |
Niveausteigerungskurs | Ein Kurs zur Niveausteigerung. | Seviye yükseltme kursu. |
Niveausteigerungsplan | Ein Plan zur Niveausteigerung. | Seviye artırma planı. |
Niveausteigerungsziel | Das Ziel ist Niveausteigerung. | Hedef seviye artışıdır. |
Niveausteigerungsprozess | Ein kontinuierlicher Niveausteigerungsprozess. | Sürekli bir seviye yükseltme süreci. |
Niveausteigerungsstrategie | Eine gute Strategie zur Niveausteigerung. | Seviye artırmak için iyi bir strateji. |
Niveausteigerungsmaßnahme | Maßnahmen zur Niveausteigerung. | Seviye artırma önlemleri. |
Niveausteigerungsprogramm | Ein Programm zur Niveausteigerung. | Seviye artırma programı. |
Niveausteigerungsphase | Die Niveausteigerungsphase beginnt jetzt. | Seviye yükseltme aşaması şimdi başlıyor. |
Niveausteigerungszeit | Die Niveausteigerungszeit beträgt drei Monate. | Seviye artırma süresi üç aydır. |
Niveausteigerungsanalyse | Eine Analyse der Niveausteigerung. | Seviye artışının analizi. |
Niveausteigerungsfaktor | Motivation ist ein Niveausteigerungsfaktor. | Motivasyon bir seviye artırıcı faktördür. |
Niveausteigerungswert | Der Niveausteigerungswert ist hoch. | Seviye artış değeri yüksektir. |
Niveausteigerungsrate | Die Niveausteigerungsrate steigt. | Seviye artış oranı yükseliyor. |
Niveausteigerungsindex | Ein Index für Niveausteigerung. | Seviye artışı endeksi. |
Niveausteigerungsmodell | Ein Modell zur Niveausteigerung. | Seviye artırma modeli. |
Niveausteigerungsbeispiel | Ein Beispiel für Niveausteigerung. | Seviye artışına bir örnek. |
Niveausteigerungsprozessanalyse | Analyse des Niveausteigerungsprozesses. | Seviye artış sürecinin analizi. |
Niveausteigerungsstrategieplan | Ein Plan für Niveausteigerungsstrategie. | Seviye artırma stratejisi planı. |
Niveausteigerungszielsetzung | Klare Niveausteigerungszielsetzung. | Açık seviye artışı hedefi. |
Niveausteigerungsbewertung | Bewertung der Niveausteigerung. | Seviye artışının değerlendirilmesi. |
Niveausteigerungsfortschritt | Der Fortschritt ist sichtbar. | İlerleme gözle görülür. |
Niveausteigerungsleistung | Die Leistung ist gestiegen. | Başarı artmıştır. |
Niveausteigerungsqualität | Die Qualität des Niveaus steigt. | Seviyenin kalitesi artıyor. |
Niveausteigerungszielerreichung | Die Zielerreichung ist gelungen. | Hedefe ulaşılmıştır. |
Niveausteigerungsbewusstsein | Ein Bewusstsein für Niveausteigerung. | Seviye artışı bilinci. |
Grundstufe
Dilbilgisel Bilgiler
Wortart: Substantiv (isim)
Artikel: die
Plural: die Grundstufen
Bileşik: Grund + Stufe
Bedeutung: Temel seviye, başlangıç düzeyi; özellikle dil öğreniminde veya eğitim sistemlerinde en alt düzeyi ifade eder.
Türkçe–İngilizce Karşılıklar
Türkçe: temel seviye, başlangıç düzeyi
İngilizce: basic level, elementary stage
Benzer Kullanımlar (Diğer Diller)
FR: niveau élémentaire
IT: livello base
EN: basic level
Almanca Grundstufe, tamamen Cermen kökenlidir; Grund (“temel”) ve Stufe (“basamak, kademe”) kelimelerinin birleşimidir.
Detaylı Etimolojik İnceleme
Köken:
Grund (Eski Yüksek Almanca grunt, “zemin, temel”) + Stufe (Orta Yüksek Almanca stūfe, “basamak, kademe”).
Proto-Cermen kök:
grunduz → “yer, zemin”
staupō → “basamak, adım”
Tarihsel gelişim:
17. yüzyıl: Stufe kelimesi eğitim bağlamında kullanılmaya başlanmıştır.
yüzyıl: Grundstufe, özellikle dil öğretiminde “başlangıç seviyesi” anlamında standartlaşmıştır.
Anlam evrimi:
“Temel basamak” → “Eğitimde veya dilde başlangıç düzeyi”.
Etimolojik Özet
Grundstufe, bir öğrenme sürecinin ilk aşamasını tanımlar. Eğitim, dil öğretimi ve mesleki gelişim alanlarında “temel bilgi düzeyi” anlamında kullanılır.
Sabit İfadeler
die Grundstufe absolvieren – temel seviyeyi tamamlamak
auf der Grundstufe lernen – temel seviyede öğrenmek
Grundstufe A1/A2 – Avrupa Dil Portföyü’ne göre başlangıç seviyeleri
Grundstufe des Kurses – kursun temel seviyesi
Kelime Ailesi
der Grund – temel, zemin
die Stufe – basamak, kademe
die Mittelstufe – orta seviye
die Oberstufe – ileri seviye
das Niveau – seviye
Aynı Kökten Gelen Almanca Kelimeler + Örnek
Grundkenntnis – Er hat Grundkenntnisse in Deutsch. (Almanca’da temel bilgisi var.)
Grundschule – Die Kinder gehen in die Grundschule. (Çocuklar ilkokula gidiyor.)
Grundkurs – Ich besuche einen Grundkurs in Spanisch. (İspanyolca temel kursuna gidiyorum.)
Grundlage – Das ist die Grundlage für den Erfolg. (Bu, başarının temelidir.)
Grundprinzip – Ein wichtiges Grundprinzip der Demokratie. (Demokrasinin önemli bir temel ilkesi.)
Sosyodilbilimsel Bağlam
Grundstufe, dil öğretiminde Avrupa Ortak Dil Referans Çerçevesi (GER) kapsamında A1–A2 düzeylerini kapsar. Bu aşamada öğrenen kişi, günlük ifadeleri ve basit cümleleri anlayabilir ve kullanabilir. Eğitim sistemlerinde de “temel aşama” olarak kullanılır.
Eş Anlamlılar
Anfängerstufe, Basisniveau, Einstiegsebene
Zıt Anlamlılar
Mittelstufe, Oberstufe, Fortgeschrittenenstufe
Örnek Cümleler
Präsens: Ich lerne Deutsch auf der Grundstufe. – Almanca’yı temel seviyede öğreniyorum.
Präteritum: Er war in der Grundstufe sehr motiviert. – Temel seviyede çok motiveydi.
Perfekt: Sie hat die Grundstufe abgeschlossen. – Temel seviyeyi tamamladı.
Plusquamperfekt: Wir hatten die Grundstufe schon beendet. – Temel seviyeyi zaten bitirmiştik.
Futur I: Ich werde die Grundstufe bald beenden. – Yakında temel seviyeyi bitireceğim.
Futur II: Er wird die Grundstufe abgeschlossen haben. – Temel seviyeyi tamamlamış olacak.
Konjunktiv I: Er sagt, sie sei in der Grundstufe. – Onun temel seviyede olduğunu söylüyor.
Konjunktiv II: Ich würde die Grundstufe wiederholen, wenn ich Zeit hätte. – Vaktim olsa temel seviyeyi tekrar ederdim.
Tarihsel & Kültürel Bilgi
Grundstufe kavramı, 20. yüzyılın ortalarında dil öğretiminde sistematik hale gelmiştir. Avrupa Dil Portföyü (GER) ile birlikte A1 ve A2 düzeyleri “Grundstufe” olarak tanımlanmıştır. Bu düzey, dil öğreniminin temelini oluşturur ve iletişimsel yeterliliğin başlangıç aşamasını temsil eder.
Aynı Kökten Gelen ve Benzer Anlamda Kullanılan 50 Kelimelik Havuz
Kelime | Cümle İçinde Kullanımı | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|
Grund | Der Grund ist einfach. | Temel basit. |
Stufe | Die nächste Stufe ist schwieriger. | Sonraki basamak daha zor. |
Grundkurs | Ich mache einen Grundkurs in Deutsch. | Almanca temel kursuna gidiyorum. |
Grundschule | Mein Sohn geht in die Grundschule. | Oğlum ilkokula gidiyor. |
Grundkenntnis | Er hat Grundkenntnisse in Englisch. | İngilizce’de temel bilgisi var. |
Grundlage | Das ist die Grundlage des Erfolgs. | Bu başarının temelidir. |
Grundprinzip | Ein wichtiges Grundprinzip der Freiheit. | Özgürlüğün önemli bir temel ilkesi. |
Grundidee | Die Grundidee ist klar. | Temel fikir açık. |
Grundform | Das ist die Grundform des Verbs. | Bu fiilin temel biçimidir. |
Grundregel | Eine einfache Grundregel. | Basit bir temel kural. |
Grundwissen | Grundwissen ist notwendig. | Temel bilgi gereklidir. |
Grundstruktur | Die Grundstruktur bleibt gleich. | Temel yapı aynı kalır. |
Grundelement | Das ist ein wichtiges Grundelement. | Bu önemli bir temel unsurdur. |
Grundbegriff | Ein zentraler Grundbegriff der Grammatik. | Dilbilgisinin temel kavramı. |
Grundsatz | Ein moralischer Grundsatz. | Ahlaki bir ilke. |
Grundstein | Er legte den Grundstein für das Projekt. | Projeye temel attı. |
Grundlagekurs | Ein Grundkurs für Anfänger. | Yeni başlayanlar için temel kurs. |
Grundniveau | Das Grundniveau ist A1. | Temel seviye A1’dir. |
Grundebene | Auf der Grundebene beginnen wir. | Temel düzeyde başlıyoruz. |
Grundfertigkeit | Lesen ist eine Grundfertigkeit. | Okuma temel bir beceridir. |
Grundkompetenz | Kommunikation ist eine Grundkompetenz. | İletişim temel bir yetkinliktir. |
Grundausbildung | Die Grundausbildung dauert ein Jahr. | Temel eğitim bir yıl sürer. |
Grundwissenstest | Ein Test über Grundwissen. | Temel bilgi testi. |
Grundschüler | Die Grundschüler lernen lesen. | İlkokul öğrencileri okumayı öğreniyor. |
Grundschullehrer | Der Grundschullehrer erklärt geduldig. | İlkokul öğretmeni sabırla açıklıyor. |
Grundschulzeit | Die Grundschulzeit dauert vier Jahre. | İlkokul süresi dört yıldır. |
Grundschulbildung | Die Grundschulbildung ist verpflichtend. | İlkokul eğitimi zorunludur. |
Grundschulniveau | Das ist Grundschulniveau. | Bu ilkokul seviyesidir. |
Grundschulkind | Das Grundschulkind malt gern. | İlkokul çocuğu resim yapmayı sever. |
Grundschulalter | Im Grundschulalter lernt man schnell. | İlkokul çağında hızlı öğrenilir. |
Grundschulklasse | Die Grundschulklasse ist klein. | İlkokul sınıfı küçüktür. |
Grundschulprogramm | Ein neues Grundschulprogramm. | Yeni bir ilkokul programı. |
Grundschulunterricht | Der Grundschulunterricht beginnt um acht. | İlkokul dersi sekizde başlar. |
Grundschulfach | Mathematik ist ein Grundschulfach. | Matematik bir ilkokul dersidir. |
Grundschulbuch | Das Grundschulbuch ist bunt. | İlkokul kitabı renklidir. |
Grundschulprüfung | Die Grundschulprüfung war leicht. | İlkokul sınavı kolaydı. |
Grundschulprojekt | Ein Grundschulprojekt über Tiere. | Hayvanlar hakkında bir ilkokul projesi. |
Grundschulzeitraum | Der Grundschulzeitraum endet im Juli. | İlkokul dönemi temmuzda biter. |
Grundschulabschluss | Der Grundschulabschluss ist wichtig. | İlkokul mezuniyeti önemlidir. |
Grundschulbildungssystem | Das Grundschulbildungssystem ist stabil. | İlkokul eğitim sistemi istikrarlıdır. |
Grundschulphase | Die Grundschulphase ist entscheidend. | İlkokul aşaması belirleyicidir. |
Grundschulniveauprüfung | Eine Grundschulniveauprüfung für Kinder. | Çocuklar için ilkokul seviye sınavı. |
Grundschulkompetenz | Lesen ist eine Grundschulkompetenz. | Okuma bir ilkokul yetkinliğidir. |
Grundschulentwicklung | Die Grundschulentwicklung ist positiv. | İlkokul gelişimi olumludur. |
Grundschulbereich | Im Grundschulbereich arbeiten viele Lehrer. | İlkokul alanında birçok öğretmen çalışıyor. |
Grundschulorganisation | Die Grundschulorganisation ist gut. | İlkokul organizasyonu iyi. |
Grundschulverwaltung | Die Grundschulverwaltung ist digitalisiert. | İlkokul yönetimi dijitalleşmiştir. |
Grundschulbildungspolitik | Die Bildungspolitik betrifft die Grundschule. | Eğitim politikası ilkokulu ilgilendirir. |
Grundschulreform | Eine neue Grundschulreform wurde beschlossen. | Yeni bir ilkokul reformu kabul edildi. |
Grundschulinitiative | Eine Grundschulinitiative für Lesen. | Okuma için bir ilkokul girişimi. |
Nummer
Dilbilgisel Bilgiler
Wortart: Substantiv (isim)
Artikel: die
Plural: die Nummern
Bileşik: —
Bedeutung: Sayı, sıra numarası, kimlik veya tanımlama amacıyla kullanılan rakam ya da işaret; ayrıca gösteri, parça veya mizah sahnesi anlamında da kullanılır.
Türkçe–İngilizce Karşılıklar
Türkçe: numara, sayı, sıra
İngilizce: number, digit, act, item
Benzer Kullanımlar (Diğer Diller)
FR: numéro
IT: numero
EN: number
Almanca Nummer, Fransızca numéro üzerinden Latince numerus (“sayı”) kökünden türemiştir.
Detaylı Etimolojik İnceleme
Köken:
Latince numerus → Eski Fransızca numéro → Almanca Nummer (17. yüzyıl).
Proto-Hint-Avrupa kök: nem- (“saymak, almak”).
Tarihsel gelişim:
17. yüzyıl: “Sayı, sıra işareti” anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
yüzyıl: “Gösteri, sahne parçası” anlamı eklenmiştir.
Anlam evrimi:
“Sayı” → “Sıra işareti” → “Gösteri, parça”.
Etimolojik Özet
Nummer, sayma ve sıralama kavramlarından türemiştir. Günümüzde hem teknik hem de gündelik bağlamlarda kullanılır; telefon numarası, ev numarası, kimlik numarası gibi tanımlayıcı işlevler taşır.
Sabit İfadeler
die Telefonnummer – telefon numarası
die Hausnummer – ev numarası
die Kontonummer – hesap numarası
die Bestellnummer – sipariş numarası
die Nummer wählen – numarayı çevirmek
eine Nummer kleiner/größer – bir beden küçük/büyük
Kelime Ailesi
numerieren – numaralandırmak
die Numerierung – numaralama
numerisch – sayısal
die Zahl – sayı
die Ziffer – rakam
Aynı Kökten Gelen Almanca Kelimeler + Örnek
Telefonnummer – Meine Telefonnummer hat sich geändert. (Telefon numaram değişti.)
Hausnummer – Die Hausnummer ist 24. (Ev numarası 24.)
Kontonummer – Bitte geben Sie Ihre Kontonummer ein. (Lütfen hesap numaranızı girin.)
Bestellnummer – Die Bestellnummer steht auf der Rechnung. (Sipariş numarası faturada yazıyor.)
Seriennummer – Die Seriennummer befindet sich auf der Rückseite. (Seri numarası arka tarafta bulunur.)
Sosyodilbilimsel Bağlam
Nummer, hem resmi hem de gündelik dilde yaygın olarak kullanılır. Bürokratik belgelerde, dijital sistemlerde ve günlük konuşmalarda kimlik veya sıra belirtmek için temel bir terimdir. Ayrıca sahne sanatlarında “performans parçası” anlamında mecazî olarak da kullanılır.
Eş Anlamlılar
Zahl, Kennziffer, Code, Bezeichnung
Zıt Anlamlılar
— (doğrudan zıt anlamlısı yoktur; “Unordnung” – düzensizlik, karşıt kavram olarak düşünülebilir.)
Örnek Cümleler
Präsens: Meine Nummer ist sieben. – Numaram yedi.
Präteritum: Er schrieb die Nummer auf. – Numarayı yazdı.
Perfekt: Ich habe die Nummer gespeichert. – Numarayı kaydettim.
Plusquamperfekt: Sie hatte die Nummer vergessen. – Numarayı unutmuştu.
Futur I: Ich werde die Nummer anrufen. – Numarayı arayacağım.
Futur II: Er wird die Nummer gewählt haben. – Numarayı çevirmiş olacak.
Konjunktiv I: Er sagt, die Nummer sei falsch. – Numarayı yanlış olduğunu söylüyor.
Konjunktiv II: Ich würde die Nummer ändern, wenn ich könnte. – Yapabilsem numarayı değiştirirdim.
Tarihsel & Kültürel Bilgi
Nummer, modern toplumda kimlik, düzen ve kayıt sistemlerinin temel bir parçasıdır. 19. yüzyılda posta, telefon ve sanayi sistemlerinin gelişmesiyle birlikte yaygınlaşmıştır. Günümüzde dijital kimliklerin, kullanıcı hesaplarının ve veri tabanlarının temel tanımlayıcı unsurudur.
Aynı Kökten Gelen ve Benzer Anlamda Kullanılan 50 Kelimelik Havuz
Kelime | Cümle İçinde Kullanımı | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|
Nummerierung | Die Nummerierung beginnt bei eins. | Numaralandırma birden başlar. |
numerieren | Bitte die Seiten numerieren. | Lütfen sayfaları numaralandır. |
numerisch | Die Daten sind numerisch sortiert. | Veriler sayısal olarak sıralandı. |
Telefonnummer | Ich brauche deine Telefonnummer. | Telefon numarana ihtiyacım var. |
Hausnummer | Unsere Hausnummer ist 12. | Ev numaramız 12. |
Kontonummer | Die Kontonummer steht auf der Karte. | Hesap numarası kartta yazıyor. |
Bestellnummer | Die Bestellnummer fehlt. | Sipariş numarası eksik. |
Seriennummer | Die Seriennummer ist eindeutig. | Seri numarası benzersizdir. |
Kundennummer | Bitte geben Sie Ihre Kundennummer an. | Lütfen müşteri numaranızı girin. |
Mitgliedsnummer | Die Mitgliedsnummer ist erforderlich. | Üyelik numarası gereklidir. |
Ausweisnummer | Die Ausweisnummer steht oben. | Kimlik numarası yukarıda yazıyor. |
Steuernummer | Die Steuernummer ist vertraulich. | Vergi numarası gizlidir. |
Personalnummer | Jeder Mitarbeiter hat eine Personalnummer. | Her çalışanın bir personel numarası vardır. |
Fahrgestellnummer | Die Fahrgestellnummer ist im Fahrzeug. | Şasi numarası araçta bulunur. |
Artikelnummer | Die Artikelnummer ist auf der Verpackung. | Ürün numarası ambalajda yazıyor. |
Rechnungsnummer | Die Rechnungsnummer fehlt. | Fatura numarası eksik. |
Polizzennummer | Die Polizzennummer steht im Vertrag. | Poliçe numarası sözleşmede yazıyor. |
Versicherungsnummer | Die Versicherungsnummer ist wichtig. | Sigorta numarası önemlidir. |
Kreditkartennummer | Die Kreditkartennummer ist lang. | Kredi kartı numarası uzundur. |
Buchungsnummer | Die Buchungsnummer ist bestätigt. | Rezervasyon numarası onaylandı. |
Referenznummer | Bitte geben Sie die Referenznummer an. | Lütfen referans numarasını girin. |
Lieferscheinnummer | Die Lieferscheinnummer ist korrekt. | Teslimat fişi numarası doğrudur. |
Sendungsnummer | Die Sendungsnummer zeigt den Status. | Gönderi numarası durumu gösterir. |
Ticketnummer | Die Ticketnummer ist aufgedruckt. | Bilet numarası basılıdır. |
Platznummer | Meine Platznummer ist 14A. | Koltuk numaram 14A. |
Raumnummer | Die Raumnummer ist 205. | Oda numarası 205. |
Zimmernummer | Ihre Zimmernummer ist 308. | Oda numaranız 308. |
Tischnummer | Unsere Tischnummer ist 7. | Masa numaramız 7. |
Sitznummer | Die Sitznummer steht auf dem Ticket. | Koltuk numarası bilette yazıyor. |
Flugnummer | Die Flugnummer lautet LH123. | Uçuş numarası LH123’tür. |
Zugnummer | Die Zugnummer ist ICE 789. | Tren numarası ICE 789’dur. |
Busnummer | Die Busnummer ist 245. | Otobüs numarası 245’tir. |
Liniennummer | Die Liniennummer ist 5. | Hat numarası 5’tir. |
Klassennummer | Die Klassennummer ist 3B. | Sınıf numarası 3B’dir. |
Schülernummer | Jeder Schüler hat eine Schülernummer. | Her öğrencinin bir öğrenci numarası vardır. |
Teilnehmernummer | Die Teilnehmernummer ist erforderlich. | Katılımcı numarası gereklidir. |
Kursnummer | Die Kursnummer steht im Programm. | Kurs numarası programda yazıyor. |
Prüfungsnummer | Die Prüfungsnummer ist geheim. | Sınav numarası gizlidir. |
Patientennummer | Die Patientennummer ist 4567. | Hasta numarası 4567’dir. |
Fallnummer | Die Fallnummer ist dokumentiert. | Vaka numarası kaydedilmiştir. |
Akte-Nummer | Die Akte-Nummer steht auf dem Ordner. | Dosya numarası klasörde yazıyor. |
Reihenfolgenummer | Die Reihenfolgenummer ist wichtig. | Sıra numarası önemlidir. |
Versionsnummer | Die Versionsnummer ist 2.1. | Sürüm numarası 2.1’dir. |
Modellnummer | Die Modellnummer steht unten. | Model numarası altta yazıyor. |
Produktnummer | Die Produktnummer ist eindeutig. | Ürün numarası benzersizdir. |
Seriennummerncode | Der Seriennummerncode ist digital. | Seri numarası kodu dijitaldir. |
Identifikationsnummer | Die Identifikationsnummer ist persönlich. | Kimlik numarası kişiseldir. |
Referenzcode | Der Referenzcode ersetzt die Nummer. | Referans kodu numaranın yerini alır. |
Nummernschild | Das Nummernschild ist neu. | Plaka yenidir. |
Nummernsystem | Das Nummernsystem ist logisch. | Numara sistemi mantıklıdır. |
Nummernfolge | Die Nummernfolge ist aufsteigend. | Numara dizisi artan sıradadır. |
Sprache
qDilbilgisel Bilgiler
Wortart: Substantiv (isim)
Artikel: die
Plural: die Sprachen
Bileşik: —
Bedeutung: İnsanların düşüncelerini, duygularını ve bilgilerini ses, yazı veya işaretlerle ifade etme sistemi; ayrıca belirli bir topluluğun kullandığı iletişim biçimi.
Türkçe–İngilizce Karşılıklar
Türkçe: dil, lisan
İngilizce: language, speech
Benzer Kullanımlar (Diğer Diller)
FR: langue
IT: lingua
EN: language
Almanca Sprache, Cermen kökenlidir; sprechen (“konuşmak”) fiilinden türemiştir.
Detaylı Etimolojik İnceleme
Köken:
Eski Yüksek Almanca sprāhha → Orta Yüksek Almanca sprāche → Yeni Yüksek Almanca Sprache.
Proto-Cermen kök: sprēkō (“konuşmak, ses çıkarmak”).
Tarihsel gelişim:
8.–10. yüzyıl: sprāhha biçimi “konuşma, söz” anlamında kullanılmıştır.
yüzyıl: “iletişim sistemi” anlamı kazanmıştır.
yüzyıl: “ulusal dil” kavramı yerleşmiştir.
Anlam evrimi:
“Konuşma eylemi” → “İletişim sistemi” → “Ulusal veya bireysel dil”.
Etimolojik Özet
Sprache, “konuşmak” fiilinden türeyen bir isimdir. Hem bireysel iletişim biçimini hem de toplumsal bir sistemi ifade eder. Almanca’da soyut (örneğin Körpersprache – beden dili) ve somut (örneğin deutsche Sprache – Almanca dili) anlamlarda kullanılır.
Sabit İfadeler
eine Sprache lernen – bir dil öğrenmek
die Sprache beherrschen – dile hâkim olmak
in einer Sprache sprechen – bir dilde konuşmak
die Sprache wechseln – dili değiştirmek
die Sprache verlieren – dili yitirmek, konuşamamak
Kelime Ailesi
sprechen – konuşmak
der Sprecher – konuşmacı
das Gespräch – konuşma
sprachlich – dilsel
die Ausdrucksweise – ifade biçimi
Aynı Kökten Gelen Almanca Kelimeler + Örnek
Muttersprache – Deutsch ist meine Muttersprache. (Almanca benim ana dilimdir.)
Fremdsprache – Ich lerne eine Fremdsprache. (Bir yabancı dil öğreniyorum.)
Körpersprache – Körpersprache sagt oft mehr als Worte. (Beden dili çoğu zaman kelimelerden fazlasını söyler.)
Sprachebene – Die Sprachebene ist formell. (Dil düzeyi resmidir.)
Sprachgefühl – Sie hat ein gutes Sprachgefühl. (Onun dil sezgisi iyidir.)
Sosyodilbilimsel Bağlam
Sprache, kimlik, kültür ve toplumsal aidiyetin temel göstergesidir. Almanca konuşulan ülkelerde dil, eğitim ve entegrasyonun merkezinde yer alır. Ayrıca çokdillilik (Mehrsprachigkeit) modern toplumlarda önemli bir sosyal beceri olarak görülür.
Eş Anlamlılar
Rede, Ausdruck, Kommunikation, Idiom
Zıt Anlamlılar
Schweigen, Stille
Örnek Cümleler
Präsens: Ich liebe die deutsche Sprache. – Almanca dilini seviyorum.
Präteritum: Er sprach drei Sprachen. – Üç dil konuşuyordu.
Perfekt: Sie hat eine neue Sprache gelernt. – Yeni bir dil öğrendi.
Plusquamperfekt: Wir hatten die Sprache schon gehört. – Dili daha önce duymuştuk.
Futur I: Ich werde die Sprache bald beherrschen. – Yakında dile hâkim olacağım.
Futur II: Er wird die Sprache gelernt haben. – Dili öğrenmiş olacak.
Konjunktiv I: Er sagt, sie spreche fünf Sprachen. – Onun beş dil konuştuğunu söylüyor.
Konjunktiv II: Ich würde die Sprache lernen, wenn ich Zeit hätte. – Vaktim olsa dili öğrenirdim.
Tarihsel & Kültürel Bilgi
Sprache, insan kültürünün en eski ve en karmaşık araçlarından biridir. Almanca’da “die Sprache” kavramı, hem bireysel iletişimi hem de ulusal kimliği temsil eder. 18. yüzyılda dil felsefesi (örneğin Wilhelm von Humboldt) ile birlikte “Sprache” kavramı düşünceyle ilişkilendirilmiştir.
Aynı Kökten Gelen ve Benzer Anlamda Kullanılan 50 Kelimelik Havuz
Kelime | Cümle İçinde Kullanımı | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|
Sprechen | Er kann gut sprechen. | İyi konuşabiliyor. |
Gespräch | Wir führen ein Gespräch. | Bir konuşma yapıyoruz. |
Sprecher | Der Sprecher begrüßt das Publikum. | Konuşmacı izleyiciyi selamlıyor. |
Sprachlich | Die sprachliche Struktur ist komplex. | Dilsel yapı karmaşıktır. |
Sprachgefühl | Sie hat ein gutes Sprachgefühl. | Onun dil sezgisi iyidir. |
Sprachkenntnis | Er hat gute Sprachkenntnisse. | İyi dil bilgisine sahip. |
Sprachkompetenz | Sprachkompetenz ist wichtig. | Dil yetkinliği önemlidir. |
Sprachwissenschaft | Die Sprachwissenschaft untersucht Sprache. | Dilbilim dili inceler. |
Sprachforschung | Sprachforschung ist interdisziplinär. | Dil araştırması disiplinler arasıdır. |
Sprachsystem | Das Sprachsystem ist logisch. | Dil sistemi mantıklıdır. |
Sprachstruktur | Die Sprachstruktur ist regelmäßig. | Dil yapısı düzenlidir. |
Sprachfamilie | Deutsch gehört zur germanischen Sprachfamilie. | Almanca Cermen dil ailesine aittir. |
Sprachgruppe | Die Sprachgruppe trifft sich wöchentlich. | Dil grubu haftalık toplanıyor. |
Sprachschule | Ich besuche eine Sprachschule. | Bir dil okuluna gidiyorum. |
Sprachkurs | Der Sprachkurs beginnt morgen. | Dil kursu yarın başlıyor. |
Sprachprüfung | Die Sprachprüfung ist schwierig. | Dil sınavı zordur. |
Sprachtest | Ich habe den Sprachtest bestanden. | Dil testini geçtim. |
Sprachtraining | Sprachtraining verbessert die Aussprache. | Dil eğitimi telaffuzu geliştirir. |
Sprachübung | Wir machen eine Sprachübung. | Bir dil alıştırması yapıyoruz. |
Sprachpraxis | Sprachpraxis ist entscheidend. | Dil pratiği belirleyicidir. |
Sprachgebrauch | Der Sprachgebrauch ändert sich. | Dil kullanımı değişiyor. |
Sprachwandel | Sprachwandel ist ein natürlicher Prozess. | Dil değişimi doğal bir süreçtir. |
Sprachentwicklung | Die Sprachentwicklung beginnt früh. | Dil gelişimi erken başlar. |
Sprachförderung | Sprachförderung ist wichtig für Kinder. | Dil gelişimi çocuklar için önemlidir. |
Sprachbarriere | Die Sprachbarriere ist ein Problem. | Dil bariyeri bir sorundur. |
Sprachverständnis | Er hat ein gutes Sprachverständnis. | İyi bir dil anlayışı var. |
Sprachverhalten | Das Sprachverhalten variiert kulturell. | Dil davranışı kültürel olarak değişir. |
Sprachvariante | Es gibt viele Sprachvarianten. | Birçok dil varyantı vardır. |
Sprachregister | Das Sprachregister ist formell. | Dil düzeyi resmidir. |
Sprachstil | Ihr Sprachstil ist elegant. | Onun dil üslubu zariftir. |
Sprachform | Die Sprachform ist standardisiert. | Dil biçimi standartlaştırılmıştır. |
Sprachcode | Jugendliche benutzen einen eigenen Sprachcode. | Gençler kendilerine özgü bir dil kodu kullanır. |
Sprachzeichen | Ein Wort ist ein Sprachzeichen. | Bir kelime bir dil göstergesidir. |
Sprachsymbol | Das Sprachsymbol steht für Bedeutung. | Dil sembolü anlamı temsil eder. |
Sprachlaut | Ein Sprachlaut ist ein Phonem. | Bir dil sesi bir fonemdir. |
Sprachmelodie | Die Sprachmelodie klingt freundlich. | Dil melodisi dostça geliyor. |
Sprachrhythmus | Der Sprachrhythmus ist regelmäßig. | Dil ritmi düzenlidir. |
Sprachtempo | Das Sprachtempo ist zu schnell. | Konuşma hızı çok yüksek. |
Sprachfluss | Der Sprachfluss ist natürlich. | Konuşma akışı doğaldır. |
Sprachfehler | Ein kleiner Sprachfehler ist normal. | Küçük bir dil hatası normaldir. |
Sprachregel | Es gibt viele Sprachregeln. | Birçok dil kuralı vardır. |
Sprachlehre | Die Sprachlehre erklärt Grammatik. | Dil bilgisi grameri açıklar. |
Sprachwissenschaftler | Der Sprachwissenschaftler forscht über Syntax. | Dilbilimci sözdizimi üzerine araştırma yapıyor. |
Sprachtheorie | Die Sprachtheorie beschreibt Strukturen. | Dil teorisi yapıları açıklar. |
Sprachphilosophie | Die Sprachphilosophie untersucht Bedeutung. | Dil felsefesi anlamı inceler. |
Sprachpolitik | Sprachpolitik beeinflusst Bildung. | Dil politikası eğitimi etkiler. |
Sprachidentität | Sprache formt Identität. | Dil kimliği şekillendirir. |
Sprachkultur | Die Sprachkultur ist reich. | Dil kültürü zengindir. |
Sprachraum | Der deutschsprachige Raum ist groß. | Almanca konuşulan alan geniştir. |
Sprachgemeinschaft | Die Sprachgemeinschaft teilt Werte. | Dil topluluğu ortak değerler paylaşır. |
Mehrsprachigkeit | Mehrsprachigkeit ist ein Vorteil. | Çok dillilik bir avantajdır. |
Deutsch
Dilbilgisel Bilgiler
Wortart: Adjektiv, Substantiv (sıfat, isim)
Artikel (Substantiv): das (als Sprache), der/die Deutsche (als Person)
Plural: die Deutschen
Bileşik: —
Bedeutung: Almanya’ya, Alman halkına veya Almanca diline ait olan; ayrıca Almanca dili anlamında kullanılır.
Türkçe–İngilizce Karşılıklar
Türkçe: Almanca, Alman, Almanya’ya ait
İngilizce: German
Benzer Kullanımlar (Diğer Diller)
FR: allemand
IT: tedesco
EN: German
Almanca deutsch, Eski Yüksek Almanca diutisc kelimesinden gelir; “halk dili” anlamındadır.
Detaylı Etimolojik İnceleme
Köken:
Eski Yüksek Almanca diutisc → Orta Yüksek Almanca diutsch → Yeni Yüksek Almanca deutsch.
Proto-Cermen kök: þeudiskaz (“halktan, halka ait”).
Bu kök, þeudō (“halk, topluluk”) sözcüğünden türemiştir.
Tarihsel gelişim:
8. yüzyıl: diutisc biçimi “halk dili” anlamında kullanılmıştır (Latince’ye karşılık).
12.–14. yüzyıl: “Alman halkına ait” anlamı kazanmıştır.
yüzyıl: “Almanca dili” anlamı yerleşmiştir.
Anlam evrimi:
“Halka ait dil” → “Alman halkına ait” → “Almanca dili”.
Etimolojik Özet
Deutsch, başlangıçta “halkın konuştuğu dil” anlamına gelirken, zamanla “Alman” kimliğini ve Almanca dilini ifade eden bir kavrama dönüşmüştür. Cermen kökenlidir ve Avrupa dillerinde “German” kavramının temelini oluşturur.
Sabit İfadeler
auf Deutsch sprechen – Almanca konuşmak
Deutsch lernen – Almanca öğrenmek
Deutsch als Fremdsprache – yabancı dil olarak Almanca
Deutschkenntnisse verbessern – Almanca bilgisini geliştirmek
Deutschunterricht nehmen – Almanca dersi almak
Kelime Ailesi
Deutschland – Almanya
der Deutsche / die Deutsche – Alman (kişi)
die deutsche Sprache – Almanca dili
deutschsprachig – Almanca konuşan
verdeutschen – Almancalaştırmak
Aynı Kökten Gelen Almanca Kelimeler + Örnek
Deutschland – Deutschland liegt in Mitteleuropa. (Almanya Orta Avrupa’dadır.)
deutschsprachig – Die Schweiz ist teilweise deutschsprachig. (İsviçre kısmen Almanca konuşur.)
Deutschkenntnisse – Er hat gute Deutschkenntnisse. (İyi Almanca bilgisine sahip.)
Deutschunterricht – Ich nehme Deutschunterricht. (Almanca dersi alıyorum.)
Deutschprüfung – Die Deutschprüfung war schwer. (Almanca sınavı zordu.)
Sosyodilbilimsel Bağlam
Deutsch, hem bir dil hem de bir kimlik göstergesidir. Almanca, Avrupa’da en çok konuşulan ana dillerden biridir. Deutsch kelimesi, kültürel aidiyet, eğitim ve iletişim bağlamlarında güçlü bir sembolik değere sahiptir.
Eş Anlamlılar
teutonisch (eski, tarihsel kullanımda)
Zıt Anlamlılar
nicht deutsch, fremdsprachig
Örnek Cümleler
Präsens: Ich spreche Deutsch. – Almanca konuşuyorum.
Präteritum: Er lernte Deutsch in Berlin. – Almanca’yı Berlin’de öğrendi.
Perfekt: Sie hat Deutsch studiert. – Almanca okudu.
Plusquamperfekt: Wir hatten schon Deutsch gelernt. – Zaten Almanca öğrenmiştik.
Futur I: Ich werde Deutsch besser sprechen. – Almanca’yı daha iyi konuşacağım.
Futur II: Er wird Deutsch gelernt haben. – Almanca öğrenmiş olacak.
Konjunktiv I: Er sagt, er spreche Deutsch. – Almanca konuştuğunu söylüyor.
Konjunktiv II: Ich würde Deutsch lernen, wenn ich Zeit hätte. – Vaktim olsa Almanca öğrenirdim.
Tarihsel & Kültürel Bilgi
Deutsch kavramı, Orta Çağ’da Latince’ye karşı “halk dili” olarak ortaya çıkmıştır. Reformasyon ve matbaanın yaygınlaşmasıyla birlikte Almanca yazı dili standartlaşmıştır. Günümüzde Deutsch sadece bir dil değil, aynı zamanda kültürel bir kimlik ve Avrupa’nın bilim, sanat ve felsefe dillerinden biridir.
Aynı Kökten Gelen ve Benzer Anlamda Kullanılan 50 Kelimelik Havuz
Kelime | Cümle İçinde Kullanımı | Türkçe Anlamı |
|---|---|---|
Deutschland | Deutschland ist ein schönes Land. | Almanya güzel bir ülkedir. |
deutschsprachig | Österreich ist deutschsprachig. | Avusturya Almanca konuşur. |
Deutschkenntnisse | Er hat gute Deutschkenntnisse. | İyi Almanca bilgisine sahip. |
Deutschunterricht | Ich nehme Deutschunterricht. | Almanca dersi alıyorum. |
Deutschprüfung | Die Deutschprüfung war schwer. | Almanca sınavı zordu. |
Deutschlehrer | Mein Deutschlehrer ist nett. | Almanca öğretmenim kibar. |
Deutschkurs | Der Deutschkurs beginnt morgen. | Almanca kursu yarın başlıyor. |
Deutschbuch | Das Deutschbuch ist interessant. | Almanca kitabı ilginç. |
Deutschklasse | Die Deutschklasse ist groß. | Almanca sınıfı kalabalık. |
Deutschstunde | Wir haben heute Deutschstunde. | Bugün Almanca dersimiz var. |
Deutschtest | Ich habe den Deutschtest bestanden. | Almanca testini geçtim. |
Deutschsprechen | Deutschsprechen ist schwierig. | Almanca konuşmak zordur. |
Deutschlernen | Deutschlernen macht Spaß. | Almanca öğrenmek eğlencelidir. |
Deutschsprechkurs | Ein Deutschsprechkurs für Anfänger. | Yeni başlayanlar için konuşma kursu. |
Deutschsprachkurs | Der Deutschsprachkurs dauert drei Monate. | Almanca kursu üç ay sürer. |
Deutschsprachprüfung | Die Deutschsprachprüfung ist offiziell. | Almanca dil sınavı resmidir. |
Deutschsprachigkeit | Die Deutschsprachigkeit ist weit verbreitet. | Almanca konuşurluk yaygındır. |
Deutschsprachraum | Der deutschsprachige Raum umfasst viele Länder. | Almanca konuşulan alan birçok ülkeyi kapsar. |
Deutschsprachregion | Die Deutschsprachregion ist vielfältig. | Almanca konuşulan bölge çeşitlidir. |
Deutschsprachschule | Eine Deutschsprachschule in Berlin. | Berlin’de bir Almanca okulu. |
Deutschsprachlehrer | Der Deutschsprachlehrer erklärt gut. | Almanca öğretmeni iyi açıklıyor. |
Deutschsprachunterricht | Der Deutschsprachunterricht ist intensiv. | Almanca dersi yoğundur. |
Deutschsprachprüfungssystem | Das Deutschsprachprüfungssystem ist standardisiert. | Almanca sınav sistemi standarttır. |
Deutschsprachförderung | Deutschsprachförderung ist wichtig. | Almanca dil desteği önemlidir. |
Deutschsprachkompetenz | Er hat hohe Deutschsprachkompetenz. | Yüksek Almanca yetkinliğine sahip. |
Deutschsprachkenntnis | Ihre Deutschsprachkenntnis ist ausgezeichnet. | Almanca bilgisi mükemmel. |
Deutschsprachentwicklung | Die Deutschsprachentwicklung ist spannend. | Almanca dil gelişimi ilgi çekici. |
Deutschsprachforschung | Deutschsprachforschung untersucht Grammatik. | Almanca dil araştırması grameri inceler. |
Deutschsprachwissenschaft | Deutschsprachwissenschaft ist ein Studienfach. | Almanca dilbilimi bir akademik alandır. |
Deutschsprachliteratur | Die Deutschsprachliteratur ist reich. | Almanca edebiyat zengindir. |
Deutschsprachkultur | Die Deutschsprachkultur ist vielfältig. | Almanca kültür çeşitlidir. |
Deutschsprachgeschichte | Die Deutschsprachgeschichte ist lang. | Almanca dil tarihi uzundur. |
Deutschsprachidentität | Sprache formt die Deutschsprachidentität. | Dil, Almanca kimliği şekillendirir. |
Deutschsprachpolitik | Deutschsprachpolitik beeinflusst Bildung. | Almanca dil politikası eğitimi etkiler. |
Deutschsprachgesellschaft | Die Deutschsprachgesellschaft ist aktiv. | Almanca toplumu aktiftir. |
Deutschsprachgemeinschaft | Die Deutschsprachgemeinschaft ist groß. | Almanca topluluğu büyüktür. |
Deutschsprachregionen | Die Deutschsprachregionen liegen in Europa. | Almanca bölgeleri Avrupa’dadır. |
Deutschsprachländer | Deutschland, Österreich und die Schweiz sind Deutschsprachländer. | Almanca konuşulan ülkeler Almanya, Avusturya ve İsviçre’dir. |
Deutschsprachunterrichtsmaterial | Das Unterrichtsmaterial ist modern. | Ders materyali moderndir. |
Deutschsprachprüfungsvorbereitung | Eine Vorbereitung auf die Deutschprüfung. | Almanca sınavına hazırlık. |
Deutschsprachförderprogramm | Ein Programm zur Sprachförderung. | Dil gelişimi için bir program. |
Deutschsprachkompetenztest | Ein Test zur Sprachkompetenz. | Dil yetkinliği testi. |
Deutschsprachlernzentrum | Ein Lernzentrum für Deutsch. | Almanca öğrenim merkezi. |
Deutschsprachlernmaterial | Das Lernmaterial ist hilfreich. | Öğrenme materyali faydalıdır. |
Deutschsprachlernprozess | Der Lernprozess ist individuell. | Öğrenme süreci bireyseldir. |
Deutschsprachlernstrategie | Eine gute Lernstrategie ist wichtig. | İyi bir öğrenme stratejisi önemlidir. |
Deutschsprachlernziel | Mein Ziel ist fließend Deutsch zu sprechen. | Hedefim akıcı Almanca konuşmak. |
Deutschsprachlernfortschritt | Der Fortschritt ist sichtbar. | İlerleme gözle görülür. |
Deutschsprachlernphase | Die Lernphase dauert sechs Monate. | Öğrenme aşaması altı ay sürer. |
Deutschsprachlernprogramm | Ein intensives Lernprogramm. | Yoğun bir öğrenme programı. |
Deutschsprachlernprüfung | Die Lernprüfung ist am Ende des Kurses. | Sınav kursun sonunda yapılır. |