1/103
Looks like no tags are added yet.
Name | Mastery | Learn | Test | Matching | Spaced | Call with Kai | Chat |
|---|
No analytics yet
Send a link to your students to track their progress
zevk
pleasure, enjoyment; taste (Bir şeyden alınan hoşlanma duygusu veya kişinin beğeni anlayışı) "Bu kitabı okumaktan büyük zevk aldım."
esirgemeyen
not withholding; generously giving (Yardımını, sevgisini veya desteğini vermekten kaçınmayan) "Zor günlerimde desteğini benden esirgemeyen arkadaşlarıma teşekkür ederim."
nişanlanmak
to get engaged (Evlenmek üzere biriyle karşılıklı söz vermek) "Ablam geçen hafta nişanlandı."
damar
vein; blood vessel (Vücutta kanın dolaştığı ince kanal) "Hemşire kan almak için damarı bulmaya çalıştı."
yoğun
busy; intense; dense (İş, trafik, duygu veya miktar bakımından çok fazla olan) "Bu hafta iş yerinde çok yoğunum."
hamlamak
to get out of shape; to become rusty (Uzun süre spor veya pratik yapmadığı için eski performansını kaybetmek) "Uzun zamandır spor yapmadığım için hamlamışım."
kandırılmak
to be deceived; to be tricked (Birinin yalanına veya oyununa inanmak zorunda bırakılmak) "İnternetteki sahte ilan yüzünden kandırıldım."
pes etmek
to give up (Bir mücadeleyi veya çabayı bırakmak) "Ne kadar zor olsa da pes etmeyeceğim."
olduğu aşikâr
it is obvious that; it is evident that (Bir durumun açıkça belli olduğunu ifade eden söz) "Bu kararın herkesi etkilediği aşikâr."
hayrola
what happened?; is everything okay? (Beklenmedik bir durumda merak veya endişe bildiren söz) "Hayrola, neden bu kadar üzgünsün?"
yer çekimi
gravity (Dünyanın nesneleri kendisine doğru çekme kuvveti) "Yer çekimi sayesinde nesneler yere düşer."
nazar değdi
it was affected by the evil eye (Birinin fazla beğenilmesi nedeniyle kötü bir olay yaşandığına inanılması) "Telefonumu çok övdüler, ertesi gün bozuldu; galiba nazar değdi."
uyduruyorum
I am making it up; I am inventing it (Gerçek olmayan bir şeyi o anda düşünüp söylemek) "Bu hikâyeyi şu anda uyduruyorum."
iğrenç
disgusting; horrible (Tiksinti veren veya çok kötü olan) "Mutfağın içinden iğrenç bir koku geliyordu."
çılgın
crazy; wild (Çok sıra dışı, aşırı veya kontrolsüz olan) "Arkadaşımın aklına çılgın bir proje fikri geldi."
bulanık
blurry; cloudy; murky (Net veya berrak olmayan) "Fotoğraf çok bulanık çıktığı için yüzler görünmüyor."
öylece
just like that; without doing anything (Herhangi bir şey yapmadan veya amaçsız biçimde) "Kapının önünde öylece durup beni izledi."
çarpıcı
striking; impressive (Dikkati hemen çeken ve güçlü bir etki bırakan) "Sunumda çok çarpıcı sonuçlar paylaşıldı."
çarçur etmek
to waste; to squander (Para, zaman veya imkânları gereksiz yere harcamak) "Kazandığı bütün parayı birkaç ayda çarçur etti."
tahminime göre
in my estimation; according to my guess (Kişisel ve kesin olmayan bir öngörüye göre) "Tahminime göre toplantı iki saat sürecek."
steril
sterile (Mikrop ve bakterilerden tamamen arındırılmış) "Ameliyatta kullanılan bütün aletlerin steril olması gerekir."
kabaca
roughly; approximately; rudely (Yaklaşık olarak veya kaba bir biçimde) "Projenin maliyeti kabaca yüz bin lira olacak."
kaş çatmak
to frown (Kızgınlık veya memnuniyetsizlik nedeniyle kaşları birbirine yaklaştırmak) "Öğretmen yanlış cevabı duyunca kaşlarını çattı."
kuyruk
tail; queue (Hayvanların arka uzantısı veya sırada bekleyen insan grubu) "Bilet almak için uzun bir kuyrukta bekledik."
şirin
cute; charming (Sevimli, hoş ve sıcak bir görünüşü olan) "Köyde çok şirin bir evde kaldık."
bir süreliğine
for a while; temporarily (Sınırlı ve geçici bir zaman boyunca) "Eğitim için bir süreliğine Ankara’ya taşınacağım."