1/33
Looks like no tags are added yet.
Name | Mastery | Learn | Test | Matching | Spaced | Call with Kai |
|---|
No analytics yet
Send a link to your students to track their progress
آذنتنا ببينها أسماءُ، رُبَّ ثاوٍ يُمَلُّ منه الثَّواءُ
Esma bize ayrılacağını bildirdi, Nice kişiler vardır ki kaldıkları yerler onlardan bıkar
بعد عهدٍ لنا ببرقة شماء، فأدنى ديارها الخلصاء
Burkatı Şemma ve oraya yakın olan yerler, el halsâ.
فالمحياةُ فالصّفاحُ فأعناقُ فتاقٍ، فعاذبٌ فالوفاءُ
el muhayya, el saffah, A’nak fitak, Azib, el Vefa.
فرياضُ القطا فأوديةُ الشُربُبِ، فالشعبتان فالأبلاءُ
Riyadu’l kata, Evdiyetu’ş eş Şirbib, eş Şu’betan, el Ebla, adlı yerlerde geçen zamanlarımızdan sonra.
لا أرى من عهدتُ فيها اليوم، دِلَهاً وما يُحير البكاءُ
Bugün artık oralarda alıştığım kişiyi göremiyorum, Çılgınca ağlıyorum, ama ağlamak onu geri getirmez.
وبعينيك أوقدت هندٌ النار، أخيراً تلوي بها العلياءُ
Gözlerimin önünde Hind akşama doğru böyle bir ateş yaktı ki, yüksek yerleri bile aydınlatır.
إذا المرء لم يدنس من اللؤم عرضه، فكل رداء يرتديه جميل
Kişi ırzını alçaklıkla kirletmezse, giydiği her elbise güzeldir.
وإن هو لم يحمل على النفس ضيمها، فليس إلى حسن الثناء سبيل
O kendini sıkıntıya alıştırmazsa, güzel bir övgüyle anılmasına bir yol yoktur.
تُعَيِّرُنا أنّا قليلٌ عديدنا، فقلت لها إن الكرام قليل
Sayımız az diye bizi kınıyor, ben de ona dedim ki: Saygın kişilerin azdır.
وما قلَّ من كانت بقاياه مثلنا، شباب تسامى للعلا وكهول
Onların geriye kalanlarından bizim gibi olanlar ne kadar az, Bizim gençlerimiz ve olgun yaştakilerimiz niceliklere yükselirler.
وما ضرَّنا أنّا قليل وجارنا، عزيز وجارُ الأكثرين ذليل
Bizim komşumuz kuvvetli ve çoğununda hakirken, Sayımızın az olması bize zarar vermez.
لنا جبلٌ يحتلُّه من نجيره، منيعٌ يُردُّ الطرف وهو كليل
Bizim sağlam bir dağımız var, orada bizim koruduğumuz bize sığınan kişi oturur. ona bakanın gözü yorgun düşer.
فتنورَّتُ نارها من بعيدٍ، بخزازى هيهات منك الصلاءُ
Hazaza’da onun ateşini uzaktan gördüm, Senin onunla ısınmaya çalışman ne kadar uzak.
أوقدتها بين العقيق فشخصين، بعودٍ كما يلوح الضياءُ
O ateşini öd ağacıyla Akik ve Şahseyn arasında yapmıştır, o da ışığın parladığı gibi parlamaktadır.
غير أني قد أستعين على الهمِّ، إذا خفَّ بالثوى النجاءُ
Ancak ben kalan kişi korkudan ya da durumun kötülüğünden dolayı hızla uzaklaşsa da, ben derdime karşı bir yardım istiyorum.
عُريتُ من الشباب وكان غضاً، كما يعرى الورق من القضيب
Daha bir fidan iken gençlikten soyutladım, Tıpkı dalın yapraktan sıyrıldığı gibi.
فيا ليت الشباب يعود يوماً، فأخبره بما فعل المشيب
Ah keşke birgün gençlik geri dönse da, yaşlılığın ne yaptığını bir anlatsam.
حسبك مما تبتغيه القوت، ما أكثر القوت لمن يموت
Dünya azığı istediğin yeter, ölecek kişi için bu azık ne kadar da fazla.
إن كان لا يغنيك ما يكفيكا، فكل ما في الأرض لا يغنيكا
Sana yetecek kadarı seni tatmin etmiyorsa, Dünyadaki bütün şeyler seni tatmin etmez.
رسا أصله تحت الثرى وسما به إلى النجم، فرعٌ لا ينال طويل
Kökü toprağın altındadır, bir dalı da yıldızlara kadar yükselmiştir, ulaşılmayacak kadar uzun ve yüksektir.
وأنّا لقومٌ ما نرى القتل سبّةً، إذا ما رأته عامر وسلول
Biz öyle bir kavmiz ki, öldürmeyi ayıp saymayız, Amr ve Selül’ün baktığı gibi.
يُقَرِّبُ حُبُّ الموت آجالنا لنا، وتكرهه آجالهم فتطول
Ölüm sevgisi bize ecellerimizi yaklaştırır, onlar ölümü kötü gördükleri için ecelleri uzar.
يا طالب الحكمة من أهلها، النور يجلو لون ظلمائه
Ey hikmetli ehlinden isteyen kişi, ışık karanlığın rengini aydınlatır.
والأصل يستسقي أبداً فرعه، وثمر الأكمام من مائه
Kök ebediyen dalı sular, tomurcukların meyveleri de onun suyundandır.
من حسد الناس على مالهم، تحمّل الهمَّ بأعبائه
Malları için insanları kıskanan kişi, üzüntüye de bütün yükleriyle yüklenmiştir.
والفعلُ منسوبٌ إلى أهله، كالشيء تدعوه بأسمائه
Birşeyi ismiyle çağırdığın gibi, işte fiil de ehline aittir.
بكيت على الشباب بدمع عيني، فلم يغنِ البكاء ولا النحيبُ
Gençliğe gözyaşlarımla ağladım, ancak ne ağlamak ne de sızlanmak fayda etti.
فيا أسفاً أسفت على الشباب، نعاه الشيبُ والرأس الخضيبُ
Gençliğe ne kadar esef ederim, Saçlardaki aklar ona ölüm haberi verdi.
الخيل والليلُ والبيداء تعرفني، والسيف والرمح والقرطاس والقلمُ
At, gece, çöl beni bilir, Kılıç, mızrak, kağıt, kalem beni bilir.
على قدرِ العزم تأتي العزائم، وتأتي على قدر الكرام المكارم
Kararlı insanlara göre büyük kararlar ortaya çıkar, Cömert kişileri göre de cömertlikler ortaya çıkar.
وتعظم في عين الصغير صغارها، وتصغر في عين العظيم العظائم
Küçük insanın gözünde küçük işler büyür, büyük insanın gözünde büyük işler küçülür.
ويكلف سيف الدولة الجيش همه، وعجزت عنه الجيوش الخضارم
Ordunun bütün işini Seyfüddevle üstlenir, Halbuki pek çok ordu bir ilgiden aciz kalır.
ويطلب عند الناس ما عند نفسه، وذلك مالا تدّعيه الضراغم
Kendinde olanı insanlardan da ister, Bu kükreyen aslanların bile iddia edemeyeceği bir şeydir.
يفدي أتمُّ الطير عمراً سلاحه، نسور الملا أحداثها القشاعم
Ömrü tamamlanmış kuşlar ve kızgın çöllerin genç, yaşlı kartalları onun silahını savaş kazanması için kendilerini feda eder.