1/36
Looks like no tags are added yet.
Name | Mastery | Learn | Test | Matching | Spaced | Call with Kai |
|---|
No analytics yet
Send a link to your students to track their progress

I numaralı alan (Ergene Havzası/Edirne çevresi) yer şekilleri bakımından düzdür. Kaya düşmesi olması için dik yamaçlar ve dağlık arazi gerekir. Bu bölgede kaya düşmesi yaygın bir afet değildir.
Diğer şıklar doğrudur: II'de (Menteşe) orman yangını, III'te (Konya) deprem riski azdır, IV'te (Doğu Karadeniz) heyelan, V'de (Hakkari çevresi) çığ riski yüksektir.
Erozyon, toprağın dış kuvvetlerle (su, rüzgar) taşınmasıdır. Toprağı yerinde tutan en güçlü şey bitki kökleridir. Ağaçlandırma yapmak, toprağın süpürülmesini doğrudan engeller.


Orman yangını için yüksek sıcaklık ve düşük nem (yaz kuraklığı) gerekir. Nur Dağları (Hatay), Akdeniz iklim bölgesindedir ve yazları çok sıcak/kuraktır. Diğer seçenekler (Kaçkar, Küre, Canik, Yıldız) daha nemli ve serin Karadeniz iklim kuşağındadır.
I Yanlış: Kütle hareketleri (heyelan) en çok Yıldız Dağları'nda değil, Karadeniz'de görülür.
II Yanlış: Çukurova (Adana) çok yağış alan ve nehirlerin olduğu bir yerdir, su baskını riski Tuz Gölü çevresinden (kurak yer) çok daha fazladır.
III Doğru: Tunceli dağlık ve çok kar alan bir yerdir, Sivas'a göre çığ riski daha yüksektir.


Ağaçlandırma çalışması yapmak, doğayı korumaya ve onarmaya yönelik olumlu bir adımdır.
I. Önlem: Aşırı otlatmayı önlemek (otlar toprağı tutar).
II. Önlem: Nöbetleşe ekim (toprağın boş kalmasını engeller).
III. Yanlış: Tarlaları eğime paralel değil, dik sürmek gerekir. Paralel sürersen su o yarıklardan hızla akar ve toprağı götürür.


III. Tedbir: Teraslama (basamaklandırma) suyun hızını keser.
IV. Tedbir: Bentler (küçük barajlar) suyun akışını kontrol eder.
Dere yatağını daraltmak veya oraya ev yapmak felakete davetiye çıkarır.
Çölleşme, kuraklık ve bitki örtüsü kaybıyla olur. I (İstanbul/Yıldız Dağları) ve III (Teke Yarımadası/Antalya batısı) yağışın ve nemin daha yüksek olduğu yerlerdir. II (İç Anadolu) ve IV (Güneydoğu) Türkiye'nin en kurak, çölleşmeye en müsait yerleridir.


Tabakaların yamaca dik uzanması toprağın kaymasını zorlaştırır, yani koruyucudur. Eğer tabakalar yamaca paralel uzansaydı, sabun gibi üzerinden kayıp giderdi.
Sayılan özellikler (özellikle bol yağış ve eğim) Heyelan afetini tarif eder. Türkiye'de heyelan denince akla hemen Doğu Karadeniz (V numara) gelmelidir.


Çığ olması için iki şey lazım: Çok kar yağışı ve dik yamaç (eğim).
I (Yıldız Dağları), II (Menteşe) ve III (Tuz Gölü çevresi) yükselti veya kar miktarı bakımından çığ için uygun değildir.
IV (Doğu Karadeniz) ve V (Hakkari çevresi) Türkiye’nin en dağlık ve en çok kar alan yerleridir.
Bir yerde insan ve fabrika ne kadar çoksa, doğayı o kadar çok tüketiriz.
I (İstanbul-Kocaeli çevresi) ve III (Çukurova/Adana çevresi) Türkiye'nin sanayi ve nüfus devleridir.


Deprem çantası, sarsıntı başlamadan önce hazırlanır.
Diğer şıklar (çök-kapan, merdivene koşmama, sakin kalma) o panik anında yapılması gerekenlerdir.
Toprağın yerinden oynaması için ya yerin sallanması ya da ağırlaşması gerekir.
II (Sismik hareketlilik): Depremler toprağı gevşetir ve kaydırır.
IV (Kar erimeleri): Toprak suyu sünger gibi çeker, ağırlaşır ve kayganlaşır (suya doygun hale gelmek).


II (Tarım arazisine bina yapmak): En büyük yanlışlardan biridir. Domates ekeceğimiz yere beton döküyoruz.
IV (Sulak alanları kurutup tarıma açmak): Gölleri ve bataklıkları kurutmak ekosistemi bozar.
Doğru olanlar: Meraları planlı otlatmak ve ormanı gençleştirmek (I ve III) doğaya uygundur.
Su yokken, çok su isteyen (mısır, şeker pancarı gibi) ürünler ekerseniz eldeki suyu da bitirirsiniz. Bu durumu daha da kötüleştirir.
Nadas toprağı dinlendirir ama erozyonu artırır; ancak "sulu tarım yaygınlaştırmak" kuraklık anında yapılacak en büyük hatadır.


Denizli, Şanlıurfa, Gaziantep büyükşehirlerdir. Çorum da sanayisiyle gelişmiştir.
Çankırı, diğerlerine göre nüfus ve sanayi yoğunluğu en az olan şehirdir.
I (Göllerin kuruması): İnsanların aşırı su çekmesiyle olur.
III (Obrukların artması): Yeraltı suyunun insanlar tarafından aşırı tüketilmesi sonucu yerin çökmesidir.
II (Peribacası): Tamamen doğal bir oluşumdur (volkanizma + rüzgar/su aşındırması). İnsan yapamaz.


Türkiye bir iç deniz (Akdeniz-Ege) ülkesidir. Okyanus kıyımız olmadığı için dev tsunamiler görülmez.
Deprem, çığ, sel saniyeler veya dakikalar içinde olur biter. Ama kuraklık ve erozyon sinsi afetlerdir; yıllar sürer.


Deprem yer kabuğunun sarsılmasıdır. Bu sarsıntı toprağı kaydırabilir (Heyelan), dev dalgalar yapabilir (Tsunami), karı yerinden oynatabilir (Çığ) veya kayaları düşürebilir.
Erozyon, toprağın su veya rüzgarla yavaş yavaş süpürülmesidir. Deprem gibi ani bir sarsıntıyla değil, uzun süreli dış kuvvetlerle oluşur.
Heyelan için; yerin yapısı uygun olmalı (killi toprak - Jeolojik), eğim olmalı (Jeomorfolojik) ve çok yağmur yağmalı (Klimatik). Üçü birleşince toprak kayar.


Fosil yakıtlar (kömür, petrol) küresel ısınmaya neden olur. Diğer şıklar (israfı önlemek, tasarruf, orman koruma, geri dönüşüm) ise doğayı koruyan olumlu adımlardır.
Çığ için bol kar ve yüksek dağlar gerekir. Şıklar arasında Bayburt en engebeli ve kar yağışının en yoğun olduğu yerdir.


Su baskını eşittir Sel. Kar erimesi ve sağanak yağış bu afetin ana kaynağıdır.
İlkbaharda karlar erir, yağmurlar artar. Bu durum hem akarsuları taşırır (Sel) hem de toprağı suya doyurup ağırlaştırarak kaymasına (Heyelan) neden olur.
Depremin mevsimi yoktur! Orman yangınları ise yazın (kuraklıkta) artar.


II numaralı bölge Doğu Karadeniz (Rize-Trabzon tarafları). Burası hem çok eğimli hem de çok yağış aldığı için Türkiye'de heyelanın 1 numaralı merkezidir.
Buzulların erimesi (I) ve ormanların yok edilmesi (III) doğrudan ekosistemi yıkar. Nüfusun dikey büyümesi (apartmanlar) veya yeni araçlar yapılması her zaman "doğal felaket" sebebi sayılmaz.


Koyu renkli yerler genellikle akarsu ağızları ve kıyı bölgeleridir. Yağışın ve akarsu debisinin arttığı dönemlerde buralarda sel riski çok yüksektir.
Bir akarsuyun yıl içindeki su miktarının değişmesi (rejim), toprağın komple kaymasına (heyelan) neden olmaz.


Konya Ovası kurak bir yerdir. Yanlış sulama ve yeraltı suyunun aşırı kullanımı sonucu bataklık oluşmaz, aksine var olan sulak alanlar kurur.
Normalde seracılık sıcak yerlerde (kıyılarda) yapılır. Ama ısıtma teknolojisi sayesinde artık soğuk iç kesimlerde de yapılabiliyor. Bu, doğanın "soğuk" engelini teknolojiyle aşmaktır.


Köprü yapmak, deniz doldurmak veya göl kurutmak doğayı kökten değiştirir (beşeri etki çoktur). Arıcılık ise doğaya uyumlu, mevcut bitki örtüsünü kullanan bir faaliyettir.
Çığ için iki temel şart vardır: 1- Dik ve eğimli yamaç (Yer şekli), 2- Bol kar yağışı. Doğu Anadolu'da her ikisi de mevcuttur.


Kuraklık olduğunda yer altı (taban) suyu seviyesi yükselmez, tam tersine düşer. Sondajla suyu yukarı çekmek bir "etki" değil, bir "çabalama" yöntemidir ama suyun kendisi derine kaçar.
Güney yamaçlar güneşi daha çok gördüğü için kar çabuk erir ve donar. Bu durum kar tabakasının dengesini bozar ve çığ riskini değiştirir.


Yazları en sıcak ve kurak geçen, aynı zamanda orman varlığı en zengin olan bölgemiz Ege ve Akdeniz kıyılarıdır.
İç Anadolu (Çankırı gibi yerler) bitki örtüsünden yoksundur. Toprak savunmasız olduğu için rüzgar ve sel suları toprağı kolayca süpürür.


V numaralı bölge İskenderun’dur. Burada devasa Demir-Çelik fabrikaları bulunur. Sanayi çok olduğu için hava kirliliği de en fazladır.
Rüzgâr erozyonu en çok bitki örtüsünün cılız, arazinin düz olduğu İç Anadolu (Konya/Karapınar) ve Güneydoğu Anadolu'da görülür. Denizli daha dağlık ve bitki örtüsü olan bir yerdir.


Deltaların genişlemesi, akarsuyun taşıdığı alüvyonları (toprakları) denize döküldüğü yerde biriktirmesi olayıdır. Bu tamamen doğal bir biriktirme sürecidir. Hatta verimli tarım alanlarının oluşması anlamına gelir; ekolojik dengeyi bozmaz, aksine ekosistemin bir parçasıdır.
Bu çizgiler bizim Fay Hatlarımızdır (KAF, BAF, DAF). Türkiye genç bir ülke olduğu için bu hatlar boyunca her zaman deprem riski vardır.


Taşkın; yağış ve yatak eğimiyle ilgilidir. Erozyon ise toprağın kaybıdır. Toprak denize taşındığı için Deltalar büyür (A şıkkı), bu erozyonun tek "iyi" gibi duran ama aslında toprağımızı kaybettiğimizi gösteren sonucudur.
Ormanlar aslında toprağı tutar. Heyelan devasa bir kütle hareketidir, orman onu durduramaz ama tetiklemez de. Heyelanı asıl yapan: Eğim + Bol Yağış + Killi Toprak.


Doğu Anadolu (I) = Çığ (Kar ve dağ çok).
Karadeniz (II) = Heyelan (Yağış ve eğim çok).
İç Anadolu (III) = Erozyon (Ağaç yok, rüzgar çok).
Ege/Akdeniz (V) = Orman Yangını (Yaz sıcaklığı çok).
İç Anadolu'da "Kırkikindi" yağışları vardır. Aniden yağar, dere yataklarını doldurur, sonra kurur. Buna "Sel Rejimli" denir.


Çığ, biriken karın aniden kaymasıdır. Kar çok fazla birikip tehlikeli hale gelmeden, kontrollü patlamalarla "yapay çığlar" oluşturulur ki büyük ve kontrolsüz felaketlerin önüne geçilsin.
Erozyonu önlemek için ağaç dikilir ama heyelan çok derin tabakaların kaymasıdır. Ağaç kökleri o kadar derine inemez, hatta ağaç toprağa ağırlık yaparak kaymayı tetikleyebilir. Heyelanda ağaç çözüm değildir!


Doğa unutmaz! "Burası kurudu" deyip dere yatağına bina yaparsan veya doldurursan, ilk büyük yağmurda su eski yolunu bulur ve sel olur. Dere yataklarına dokunulmamalıdır.
Tsunami denizin altındaki depremle olur. Marmara Denizi'nin altından geçen aktif faylar nedeniyle Kocaeli ve çevresinde bu risk diğer yerlere göre daha ciddidir.


Çökme depremi yerin altındaki boşlukların (mağara veya maden ocağı) tavanının çökmesidir. Zonguldak'ta çok fazla maden ocağı olduğu için bu risk orada fazladır.
Erozyon aslında kötüdür, toprağı yok eder. Ancak akarsuların taşıdığı o topraklar denize döküldüğü yerde birikirse Delta Ovası (Çukurova gibi) oluşur. Bu ovalar çok verimli tarım alanlarıdır.


İlkbaharda karlar erir, toprak iyice suya doyar ve ağırlaşır. Bu da kaymayı kolaylaştırır.
Ergene (Marmara) ve Gediz (Ege) sanayinin kalbindedir, çok kirlidir. Aras ve Zap ise Doğu Anadolu'dadır, sanayi az olduğu için daha temizdir.


Miras yoluyla toprak bölünmesi tamamen "hukuki ve sosyal" bir durumdur, doğa olayı olan erozyonla ilgisi yoktur.
HES'ler suyun gücünden elektrik üretir, suya zehirli atık bırakmazlar (fiziksel müdahale yaparlar ama kimyasal kirletici değillerdir). Sanayi ve kanalizasyon ise doğrudan zehirler.


Orman yangını için sıcaklık ve kuraklık lazım. Akdeniz ve Ege'deki dağlar (Amanos, Bey, Menteşe vb.) çok riskli. Ancak Marmara'nın kuzeyindeki Istranca (Yıldız) Dağları Karadeniz iklimi etkisinde, nemli ve yağışlı olduğu için risk çok azdır.
Bir nehrin kirlenmesi için çevresinde sanayi ve yoğun şehirleşme olması lazım. Ergene (Marmara), Ankara Çayı, Yeşilırmak ve Seyhan sanayinin göbeğindedir. Arpaçay ise Doğu Anadolu’da, sanayinin en az olduğu sınır bölgesinde olduğu için tertemizdir.


Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, özellikle depremin tam olarak ne zaman olacağını önceden bilmek imkansızdır. CBS sadece risk analizi ve müdahale planı yapar.
Artvin’deki Yusufeli Barajı nedeniyle koca bir ilçe sular altında kalmış ve tamamen yeni bir bölgeye taşınmıştır. Bu güncel ve çok önemli bir bilgidir.


Kuyucuk Gölü Kars ilimizdedir.
Sanayi ve nüfusun az olduğu yer tertemizdir. İzmit, İskenderun ve Gemlik sanayi devidir. Saros ise rüzgarlı ve sanayisiz olduğu için havası en temiz körfezlerden biridir.


Doğuya gidildikçe akarsular "derin vadilere" gömülür. Yatak derinleştiği için suyun kenara taşması zorlaşır.
I. Kızılçam ormanları (Yanmaya çok meyilli)
II. Yaz kuraklığı (Aşırı sıcak)
III. Karstik alanlar (Yer şekli - Alakasız)


I. Sultan Sazlığı (Kayseri)
II. Manyas Gölü (Balıkesir)
Soruda "taşkın riski vadi derinliği ile ters orantılıdır" diyor. Yani vadi ne kadar derin ise su dışarı taşamaz. Çoruh Nehri çok derin ve dar (Çentik) vadilerde aktığı için hapsolmuştur, taşamaz. Ergene ve Menderes ise düz yerlerde akar, hemen taşar.


I numara Karadeniz’in batı kıyılarıdır (Kırklareli). Burası ana fay hatlarına uzak olduğu için sarsıntı ve tsunami riski en düşük kıyımızdır. Ege ve Akdeniz (IV ve V) fay hatlarına daha yakındır.
Doğayı korumak "insanı hapsetmek" değil, "insanı bilinçlendirmektir". Yasaklamak sürdürülebilir bir çözüm değildir.


Meriç Nehri düz bir tabanda akar. Baraj kapakları açılınca veya çok yağış olunca nehir yatağından hemen taşar çünkü yer şekilleri çok düzdür.
Türkiye yarı kurak bir iklimdedir. Yağış rejimi düzensizdir ve buharlaşma fazladır. Akarsuyumuz çok ama suyumuz kıymetlidir.


Akarsu çamurlu akıyorsa (alüvyon) ve döküldüğü denizi toprakla doldurup yeni kara parçası (delta) yapıyorsa, o ülkede toprak süpürülüyor demektir.
Bursa'da bulunan Ulubat Gölü, biyolojik çeşitliliği korumak adına özel çevre koruma projelerine dahil edilmiştir.


Volkanik deprem için yanardağın patlaması lazım. Bizdekiler emekli (sönmüş) olduğu için ses soluk çıkmıyor.
Anız yakmak (hasat sonrası kalan sapları yakmak) toprağı savunmasız bırakır ve erozyonu coşturur.
