1/57
Looks like no tags are added yet.
Name | Mastery | Learn | Test | Matching | Spaced | Call with Kai |
|---|
No analytics yet
Send a link to your students to track their progress
To assert (v)
OF: assertion (n), assertive (adj), assertively (adv)
İddia etmek / İleri sürmek; Bir durumun doğru olduğunu güçlü bir şekilde ifade etmek.
Breakthrough (n)
Büyük buluş / Atılım; Bilim veya teknoloji alanında yapılan çok önemli ve yeni keşif.
Contemporary (adj)
OF: contemporary (n)
Çağdaş / Güncel; İçinde bulunulan zamana ait olan veya o dönemdeki düşünce yapısını yansıtan.
Decline (n)
OF: decline (v), declining (adj)
Gerileme / Çöküş; Bir kültürün veya dönemin kalitesinde veya gücünde yaşanan azalma.
Devastation (n)
OF: devastate (v), devastating/devastated (adj)
Yıkım / Tahribat; Büyük çaplı zarar, hastalık veya felaketlerin neden olduğu çok kötü durum.
To emphasise (v)
OF: emphasis (n)
Vurgulamak / Üzerinde durmak; Bir konunun önemini belirtmek için ona özel dikkat çekmek.
To expand (n)
OF: expansion/expansiveness (n), expansive (adj), expansively (adv)
Genişletmek / Yayılmak; Bir fikri, bölgeyi veya kapsamı daha büyük hale getirmek.
To interfere (v)
OF: interference (n), interfering (adj)
Müdahale etmek / Karışmak; Bir durumu veya süreci engellemek amacıyla araya girmek.
To maintain (v)
OF: maintenance (n)
Korumak / Sürdürmek; Bir gücü, durumu veya kontrolü devam ettirmek.
Periodically (adv)
OF: period (n), periodic (adj)
Periyodik olarak / Belirli aralıklarla; Zaman zaman, düzenli olmayan ancak tekrarlanan aralıklarla yapılan.
Prevalent (adj)
OF: prevalence (n)
Yaygın / Hakim olan; Belirli bir dönemde veya yerde çok sık rastlanan ve kabul gören.
Prominent (adj)
OF: prominence (n), prominently (adv)
Önde gelen / Seçkin; Önemli, tanınmış ve toplumda etkisi olan kişiler veya makamlar.
To spread (v)
OF: spread (n)
Yayılmak; Fikirlerin veya hastalıkların bir bölgeden diğerine ulaşması.
To be associated with sth
Bir şeyle ilişkilendirilmek; Bir kavramın veya dönemin belirli bir yer veya fikirle bağlantılı görülmesi.
Contrary to (popular belief/opinion)
Yaygın inanışın/kanaatin aksine; Genel olarak doğru kabul edilenin tam tersini ifade etmek için kullanılır.
To be derived from sth
Bir şeyden türetilmek / -den gelmek; Bir kelimenin veya kavramın kökeninin başka bir dile veya duruma dayanması.
To refer to sth
Bir şeyi kastetmek / Atıfta bulunmak; Belirli bir dönemi veya durumu tanımlamak için bir terim kullanmak.
To set the stage for sth
Bir şeye zemin hazırlamak; Gelecekte gerçekleşecek önemli bir olay için uygun koşulları oluşturmak.
Social mobility
Sosyal hareketlilik; Kişilerin toplum içerisindeki statülerinin veya sınıflarının değişebilmesi imkanı.
Appreciation (n)
OF: appreciate (v), (un)appreciative (adj), appreciatively (adv)
Takdir / Değerini anlama; Bir şeyin kalitesini, değerini veya sanatçının becerisini fark etme ve anlama.
Corruption (n)
OF: corrupt (v), corrupt/corruptible (adj), corruptly (adv)
Yolsuzluk / Bozulma; Bir kurumun (örneğin kilisenin) dürüst olmayan veya ahlaki açıdan bozulmuş uygulamaları.
Eloquent (adj)
OF: eloquence (n), eloquently (adv)
Etkileyici / Güzel konuşan; Düşünceleri çok net, akıcı ve ikna edici bir şekilde ifade etme yeteneği.
Endeavour (n)
OF: endeavour/endeavor (n), endeavour/endeavor (v)
Çaba / Gayret; Belirli bir amaca ulaşmak için gösterilen ciddi ve planlı çalışma veya girişim.
To identify (v)
OF: identification (n), (un)identifiable (adj)
Tanımlamak / Belirlemek; Bir şeyi belirli özelliklerine göre tanımak veya bir dönemi o isimle adlandırmak.
Notably (adv)
OF: note (n), note (v), notable (adj)
Özellikle / Bilhassa; Bir grubun veya durumun içindeki en dikkat çekici örneği vurgulamak için kullanılır.
Obscure (adj)
OF: obscurity (n), obscure (v)
Gözden uzak / Bilinmeyen; Pek tanınmayan, gizli kalmış veya keşfedilmesi zor olan (örneğin manastır kütüphaneleri).
Preconceived (adj)
OF: preconception (n)
Önyargılı / Önceden oluşmuş; Bir konu hakkında gerçek bilgi edinmeden önce zihinde oluşmuş, taraflı fikirler.
Priority (n)
OF: prioritise/prioritize (v), prior (adj)
Öncelik; Diğer her şeyden daha önemli görülen ve ilk sıraya konulan konu veya değer.
To provoke (v)
OF: provocation (n), provocative (adj), provocatively (adv)
Neden olmak / Tetiklemek; Bir tartışmayı, soruyu veya tepkiyi ortaya çıkarmak ya da başlatmak.
Rejection (n)
OF: reject (v)
Reddetme / Geri çevirme; Mevcut bir inancı, yöntemi (örneğin skolastisizm) veya fikri kabul etmemek.
Subtle (adj)
OF: subtlety (n), subtly (adv)
İnce / Hemen göze çarpmayan; Doğrudan olmayan, ancak dikkatli bakıldığında anlaşılan hassas bir değişim veya ayrıntı.
Virtue (n)
OF: virtuous (adj), virtuously (adv)
Erdem / Meziyet; Hem kişisel hem de toplumsal gelişim için gerekli olan ahlaki mükemmellik ve doğruluk.
A rounded education
Yönlü/Kapsamlı eğitim; Sadece tek bir alana odaklanmayan; edebiyat, tarih ve spor gibi pek çok dalı içeren bütünsel eğitim.
As opposed to sth
Bir şeyin aksine / -den ziyade; İki farklı durumu karşılaştırırken, birinin diğerine tercih edildiğini belirtmek için kullanılır.
Par excellence
Kusursuz örnek / En iyisi; Kendi alanında en yüksek kaliteyi veya en mükemmel örneği temsil eden.
To be traced back to sth
Bir şeyin kökenine dayanmak; Bir fikrin veya hareketin başlangıç noktasını geçmişteki bir kişiye veya olaya kadar takip etmek.
To come up with sth
Bir şey ortaya koymak / Bulmak; Yapılan çalışmalar sonucunda yeni bir fikir, teori veya bakış açısı geliştirmek.
To put sth into practice
Bir şeyi uygulamaya koymak; Teorik bilgiyi sadece bilmekle kalmayıp, onu gerçek hayatta veya toplum yararına kullanmak.
To take an interest in sth
Bir şeye ilgi duymak; Belirli bir konuya (örneğin antik kaynaklar veya sanat) merak salmak ve onunla ilgilenmeye başlamak.
Bond (n)
OF: bonding (n), bond (v), bonded (adj)
Bağ / İlişki; İnsanları birbirine bağlayan özel bir dil veya ortak duygu.
To collapse (v)
OF: collapse (n), collapsed (adj)
Çökmek / Yıkılmak; Bir yapının, sistemin veya etkinin gücünü kaybederek dağılması.
Countless (adj)
OF: count (n), count (v)
Sayısız; Sayılamayacak kadar çok, pek çok masterpiece (şaheser) gibi.
To depict (v)
OF: depiction (n)
Betimlemek / Tasvir etmek; Bir şeyi resim veya sanat yoluyla göstermek, temsil etmek.
Envy (n)
OF: envy (v), envious (adj), enviously (adv)
Gıpta / Kıskançlık; Başkasının sahip olduğu bir şeye duyulan hayranlık dolu istek.
Gratitude (n)
OF: (un)grateful (adj), (un)gratefully (adv)
Minnet / Şükran; Yapılan bir iyilik veya sağlanan bir imkan karşısında duyulan teşekkür hissi.
To lack (v)
OF: lack (n), lacking (adj)
Eksik olmak / -den yoksun olmak; Bir şeyin mevcut olmaması veya tamamlanmamış olması.
Means (n)
Yol / Yöntem / Araç; Bir amaca ulaşmak için kullanılan yöntem veya aracılık.
Mutually
OF: mutuality (n), mutual (adj)
Karşılıklı olarak; İki tarafın da aynı şekilde etkilenmesi veya fayda sağlaması.
To overlook (v)
Gözden kaçırmak / İhmal etmek; Bir gerçeği veya durumu fark etmemek ya da dikkate almamak.
Pride (n)
OF: proud (adj), proudly (adv)
Gurur / Kıvanç; Bir başarıdan veya değerden dolayı duyulan büyük onur ve tatmin duygusu.
Publicity (n)
OF: publicise/publicize (v), public (adj), publicly (adv)
Tanıtım / Kamuoyu ilgisi; Dikkat çekme, halkın ilgisini ve desteğini kazanma durumu.
Relevance (n)
OF: (ir)relevance/(ir)relevancy (n), (ir)relevant (adj), (ir)relevantly (adv)
İlgi / Alaka / Güncellik; Bir şeyin belirli bir durumla veya zamanla olan bağlantısı ve önemi.
Representation (n)
OF: representative (n), represent (v), representative (adj), representatively (adv)
Temsil / Tasvir; Bir kişinin veya fikrin sanat yoluyla yansıtılmış hali.
Steadily (adv)
OF: steadiness (n), (un)steady (adj), (un)steadily (adv)
İstikrarlı bir şekilde / Durmaksızın; Düzenli bir hızda ve sürekli olarak artan veya devam eden.
Civic pride
Şehir gururu / Vatandaşlık gururu; İnsanların yaşadıkları şehirden ve onun başarılarından duydukları ortak gurur.
In essence
Esasen / Özünde; Bir meselenin en temel ve önemli kısmını ifade etmek için kullanılır.
To lose touch with sth
Bir şeyle olan bağını koparmak; Bir durumla olan iletişimini, anlayışını veya yakınlığını kaybetmek.
Prior to sth
-den önce; Bir olaydan veya zamandan daha önceki bir aşamayı belirtir.