Comprehensive English-Turkish Vocabulary Guide: 100 Verbs, 100 Nouns, and Essential Adjectives
FİİLLER (VERBS)
- 1. be (olmak)
- 2. have (var)
- 3. do (yapmak, etmek)
- 4. make (yapmak)
- 5. Not (Usage Distinction: Make vs. Do): Make genelde bir şeyleri birleştirerek yapmak anlamındadır: make a cake, make a salad gibi. Do ise bir şeyi yapmak anlamındadır: do a job (bir işi yapmak), do homework (ödev yapmak gibi).
- 6. say (demek, söylemek)
- 7. go (gitmek)
- 8. get (almak)
- 9. know (bilmek)
- think (düşünmek)
- take (almak)
- see (görmek)
- come (gelmek)
- want (istemek)
- look (bakmak)
- use (kullanmak)
- find (bulmak)
- give (vermek)
- tell (söylemek)
- work (çalışmak)
- call (telefonla aramak, çağırmak)
- try (denemek)
- ask (sormak)
- need (ihtiyaç duymak)
- feel (hissetmek)
- become (olmak)
- leave (ayrılmak)
- put (koymak)
- mean (demek istemek)
- keep (tutmak)
- let (bırakmak, izin vermek)
- begin (başlamak)
- seem (görünmek) (you seem nice = güzel görünüyorsun)
- help (yardım etmek)
- talk (konuşmak)
- turn (dönmek)
- start (başlamak)
- show (göstermek)
- hear (duymak)
- listen (dinlemek)
- Not (Usage Distinction: Hear vs. Listen): Bir sesi duyarız, gürültüyü duyarız ancak müziği dinleriz. We listen to music.
- play (oynamak)
- run (koşmak)
- move (hareket etmek)
- like (beğenmek)
- live (yaşamak)
- believe (inanmak)
- hold (tutmak, tutunmak)
- bring (getirmek)
- happen (olmak) - Bir şeyin olması, meydana gelmesi: Nothing will happen today (Bugün bir şey olmayacak).
- write (yazmak)
- provide (sağlamak)
- sit (oturmak)
- stand (durmak)
- lose (kaybetmek)
- pay (ödemek)
- meet (buluşmak)
- include (dahil etmek)
- continue (devam etmek)
- set (belirlemek)
- learn (öğrenmek)
- change (değiştirmek)
- lead (yön vermek)
- understand (anlamak)
- watch (izlemek)
- follow (takip etmek)
- stop (durdurmak, durmak)
- create (oluşturmak)
- speak (konuşmak)
- read (okumak)
- allow (izin vermek)
- add (eklemek)
- spend (harcamak)
- grow (büyümek)
- open (açmak)
- walk (yürümek)
- win (kazanmak)
- offer (teklif etmek)
- remember (hatırlamak)
- love (aşık olmak)
- consider (değerlendirmek, düşünmek)
- appear (görünmek)
- buy (satın almak)
- wait (beklemek)
- serve (servis etmek)
- die (ölmek)
- send (göndermek)
- expect (beklemek)
- build (inşa etmek)
- stay (kalmak)
- fall (düşmek)
- cut (kesmek)
- reach (ulaşmak)
- translate (çevirmek; bir dilden diğerine)
- turn on (açmak)
- turn off (kapatmak)
- travel (seyahat etmek)
- worry (endişe etmek)
- succeed (başarmak)
- wake up (uyanmak)
SIFATLAR: FİZİKSEL NİTELİKLER (ADJECTIVES: PHYSICAL QUALITIES)
- big: büyük
- small veya little: küçük
- fast: hızlı
- slow: yavaş
- good: iyi
- bad: kötü
- expensive: pahalı
- cheap: ucuz
- thick: kalın
- thin: ince
- narrow: dar
- wide: geniş
- broad: geniş
- loud: gürültülü
- quiet: sessiz
- intelligent: zeki
- stupid: aptal
- wet: ıslak
- dry: kuru
- heavy: ağır
- light: hafif
- hard: sert
- soft: yumuşak
- shallow: sığ
- deep: derin
- easy: kolay
- difficult: zor
- weak: zayıf
- strong: güçlü
- rich: zengin
- poor: fakir
- young: genç
- old: yaşlı
- long: uzun
- short: kısa
- high: yüksek
- low: alçak
- generous: cömert
- mean: acımasız
- true: gerçek / doğru
- false: sahte / yanlış
- beautiful: güzel
- ugly: çirkin
- new: yeni
- old: eski
- happy: mutlu
- sad: mutsuz
SIFATLAR: DİĞER NİTELİKLER (ADJECTIVES: OTHER QUALITIES)
- safe: güvenli
- dangerous: tehlikeli
- early: erken
- late: geç
- light: aydınlık
- dark: karanlık
- open: açık
- closed veya shut: kapalı
- tight: sıkı
- loose: bol
- full: dolu
- empty: boş
- many: çok
- few: az
- alive: canlı
- dead: ölü
- hot: sıcak
- cold: soğuk
- interesting: ilginç
- boring: sıkıcı
- lucky: şanslı
- unlucky: şanssız
- important: önemli
- unimportant: önemsiz
- right: doğru
- wrong: yanlış
- far: uzak
- near: yakın
- clean: temiz
- dirty: kirli
- nice: hoş
- nasty: çirkin
- pleasant: hoş
- unpleasant: hoş olmayan
- excellent: mükemmel
- terrible: berbat
- fair: adil
- unfair: adil olmayan
- normal: normal
- abnormal: anormal
İSİMLER (NOUNS)
- 1. time: zaman
- 2. year: yıl
- 3. people: insanlar
- 4. way: yol
- 5. day: gün
- 6. man: erkek
- 7. thing: şey
- 8. woman: kadın
- 9. life: hayat
- child: çocuk
- world: dünya
- school: okul
- state: eyalet
- family: aile
- student: öğrenci
- group: grup
- country: ülke
- problem: problem
- hand: el
- part: parça, bölüm
- place: yer
- case: çok anlamlı bir kelime, en sık: kutu, muhafaza eden şey, dava-vaka.
- week: hafta
- company: şirket
- system: sistem
- program: program
- question: soru
- work: iş
- government: hükümet
- number: numara
- night: gece
- point: puan, nokta
- home: ev
- water: su
- room: oda
- mother: anne
- area: alan
- money: para
- story: hikaye
- fact: hakikat, gerçek
- month: ay
- father: baba
- right: doğru
- study: çalışma
- book: kitap
- eye: göz
- job: iş, meslek
- word: kelime
- business: iş
- issue: konu, problem
- side: yan, taraf
- kind: tür, çeşit
- head: kafa, aynı zamanda bir şeyin başı, en yükseği: head of company (şirketin başı, amiri gibi).
- house: ev
- service: servis
- friend: arkadaş
- brother: erkek kardeş
- power: güç
- hour: saat
- game: oyun
- line: çizgi, satır
- end: son
- member: üye
- law: kanun
- car: araba
- city: şehir
- community: toplum, topluluk
- name: isim
- president: başbakan
- team: takım
- minute: dakika
- idea: fikir
- kid: çocuk
- body: vücut
- information: bilgi
- back: arka
- parent: ebeveyn
- face: yüz
- others: diğerleri
- level: seviye
- office: ofis
- door: kapı
- health: sağlık
- person: kişi
- art: sanat
- war: savaş
- history: tarih
- party: parti
- result: sonuç
- change: değişim
- morning: sabah
- reason: neden
- research: araştırma
- girl: kız
- guy: erkek
- moment: an
- air: hava
- teacher: öğretmen
- force: güç
- education: eğitim