Vocabulary List: Siyaset Bilimi Terimleri

Overview

  • Grade Level: Doctorate

  • Topic: Siyaset bilimi terimleri

  • Number of Words: 203

Vocabulary Words

  1. Demokrasi

    • Definition: Bir toplumda halkın doğrudan veya dolaylı yoldan yönetimde yer aldığı siyasal sistem.

    • Example: Demokrasi, halkın yönetime katılmasını sağlar.

    • Pronunciation: deh-mok-rah-see

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: halk iradesi, katılımcı yönetim

    • Antonyms: otokrasi, diktatörlük

    • Etymology: Eski Yunan 'demos' (halk) ve 'kratos' (sahiplik, güç) kelimelerinden türetilmiştir.

  2. Otorite

    • Definition: Bir kişinin ya da bir organın karar verme ve uygulama yetkisi.

    • Example: Devlet otoritesi, yasaları uygulamakla yükümlüdür.

    • Pronunciation: o-toh-ree-teh

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: otorite mekanizması

    • Antonyms: anarşi, kaos

    • Etymology: Latince 'auctoritas' kelimesinden türemiştir.

  3. Siyasi kültür

    • Definition: Bir toplumun siyasi sistemine ve politikaya ilişkin inançlar, tutumlar ve değerler bütünü.

    • Example: Siyasi kültür, demokratik değerlere ne ölçüde saygı gösterildiğini yansıtır.

    • Pronunciation: see-yah-see kul-tür

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: siyasi düşünce, siyasi değerler

    • Antonyms: siyasi cehalet

    • Etymology: İki kelimeden oluşmuş: 'siyasi' Arapça kökenli, 'kültür' ise Latince kökenlidir.

  4. Bürokrasi

    • Definition: Devlet veya diğer büyük organizasyonların yönetim yapısı; genellikle hiyerarşiye dayalıdır.

    • Example: Bürokrasi, devlet politikalarının uygulanmasında önemli bir rol oynar.

    • Pronunciation: burok-rah-zee

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: idarî yapı

    • Antonyms: anarkhi, serbest yönetim

    • Etymology: Fransızca 'bureau' (masa) ve 'krasi' (hükümet) kelimelerinden türemiştir.

  5. Popülizm

    • Definition: Politik bir akım ya da ideoloji; halkın iradesine vurgu yaparak, elit güçlere karşı çıkan bir duruş sergiler.

    • Example: Popülizm, genellikle halkın hislerine hitap eder.

    • Pronunciation: pop-u-lizm

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: halkçılık

    • Antonyms: elitizm

    • Etymology: Latince 'populus' (halk) kökünden türemiştir.

  6. Sosyalizm

    • Definition: Topluluğun mülkiyeti ve işbirliği ilkeleri üzerine kurulu bir ekonomik ve politik sistem.

    • Example: Sosyalizm, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini savunur.

    • Pronunciation: soh-syal-izm

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: kolektivizm

    • Antonyms: kapitalizm

    • Etymology: Fransızca 'socialisme' kelimesinden türetilmiştir.

  7. Anarşizm

    • Definition: Devlet otoritesinin reddi ve bireysel özgürlüğün ön planda tutulduğu siyasal düşünce akımı.

    • Example: Anarşizm, merkezi otoritelerin varlığına karşı bir eleştiri getirir.

    • Pronunciation: an-ar-sizm

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: otorsuzluk

    • Antonyms: otorite, organizasyon

    • Etymology: Eski Yunanca 'anarchia' kelimesinden gelir.

  8. Küreselleşme

    • Definition: Dünya üzerindeki ekonomik, sosyal, kültürel ve politik etkileşimlerin artışı.

    • Example: Küreselleşme, dünya ekonomisini birbirine bağlayan bir süreçtir.

    • Pronunciation: ku-re-sel-leş-me

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: globalleşme

    • Antonyms: yerelleşme

    • Etymology: Latince 'globalis' ve Fransızca 'globaliser' kelimelerinden türetilmiştir.

  9. Milliyetçilik

    • Definition: Ulusun çıkarlarını öne çıkaran, ulusal kimliği vurgulayan bir siyasi ideoloji.

    • Example: Milliyetçilik, özellikle ulusal bağımsızlık hareketlerinde ön plana çıkar.

    • Pronunciation: mil-li-yet-çilik

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: nasyonalizm

    • Antonyms: kozmopolitizm

    • Etymology: Türkçede 'millet' kelimesinden türemiştir.

  10. Federalizm

    • Definition: İktidarın merkezi otorite ile alt birimler arasında paylaşıldığı bir yönetim biçimi.

    • Example: Federalizm, eyaletlerin de yasama gücüne sahip olmasına olanak tanır.

    • Pronunciation: fe-der-al-izm

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: bölgesel yönetim

    • Antonyms: merkeziyetçilik

    • Etymology: Latince 'foedus' (birlik) kelimesinden türetilmiştir.

  11. Yasama

    • Definition: Hukuk koyma yetkisini içeren genel bir süreç; yasaların oluşturulması ve geçerli hale getirilmesi.

    • Example: Yasama, bir demokraside temel bir işlevdir.

    • Pronunciation: ya-sa-ma

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: kanun yapımı

    • Antonyms: yürütme

    • Etymology: Türkçede 'yas' kökünden türetilmiştir.

  12. Silahlanma

    • Definition: Bir ülkenin askeri kapasitesini artırma amacıyla silahların elde edilmesi ve depolanması.

    • Example: Silahlanma yarışı, uluslararası ilişkilerde gerginliğe neden olabilir.

    • Pronunciation: si-lah-lan-ma

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: silah edinme

    • Antonyms: silahsızlanma

    • Etymology: Arapça 'silah' kelimesinden türetilmiştir.

  13. Veto

    • Definition: Bir kararın veya yasa tasarısının iptal edilmesi ya da reddedilmesi yetkisi.

    • Example: Başkan, meclisin kabul ettiği yasayı veto edebilir.

    • Pronunciation: ve-toh

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: red hakkı

    • Antonyms: onay

    • Etymology: Latince 'veto' (reddediyorum) kelimesinden türetilmiştir.

  14. Anayasa

    • Definition: Bir devletin işleyişi, organlarının görevleri ve hakları ile ilgili temel kanunlar dizisi.

    • Example: Anayasa, bir devletin hukuki temellerini belirler.

    • Pronunciation: a-na-ya-sa

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: temel yasalar

    • Antonyms: anayasa yokluğu

    • Etymology: Arapça 'esas' ve 'ser' kelimesinden türemiştir.

  15. Diplomasi

    • Definition: Uluslararası ilişkilerde iletişim ve müzakerelerin yürütülmesi süreci.

    • Example: Diplomasi, çatışmaların önlenmesinde önemli bir rol oynar.

    • Pronunciation: di-plo-ma-si

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: diplomatik ilişki

    • Antonyms: savaş

    • Etymology: Fransızca 'diplomatie' kelimesinden türetilmiştir.

  16. İkna

    • Definition: Birini belirli bir düşünceye ya da harekete yöneltmek amacıyla yapılan eylem.

    • Example: İkna süreci, siyasi pazarlıkların ayrılmaz bir parçasıdır.

    • Pronunciation: ik-na

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: razı etme

    • Antonyms: inat

    • Etymology: Arapçadan türemiştir.

  17. Kampanya

    • Definition: Belirli bir amaca ulaşmak için düzenlenen kapsamlı eylem veya faaliyetler dizisi.

    • Example: Seçim kampanyası, adayların halkla ilişkilerini güçlendirmeyi hedefler.

    • Pronunciation: kam-panya

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: hareket

    • Antonyms: pasiflik

    • Etymology: Fransızca 'campagne' kelimesinden gelmektedir.

  18. Sosyal adalet

    • Definition: Toplumda, ekonomik ve sosyal kaynakların eşit dağıtılması ilkesine dayanan fikir.

    • Example: Sosyal adalet, tüm bireylerin eşit haklara sahip olmasını savunur.

    • Pronunciation: soh-syal a-da-let

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: eşitlik

    • Antonyms: eşitsizlik

    • Etymology: Türkçede 'sosyal' ve 'adalet' kelimelerinden oluşmaktadır.

  19. Sivil toplum

    • Definition: Devletin dışında, bireylerin oluşturduğu bağımsız topluluklar ve gruplar.

    • Example: Sivil toplum kuruluşları, sosyal meselelerde etkin rol oynar.

    • Pronunciation: si-vil top-lum

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: sosyal hareketler

    • Antonyms: devlet

    • Etymology: Fransızca 'société civile' kelimesinden gelmektedir.

  20. İktidar

    • Definition: Belirli bir topluma veya devlete hükmetme yetkisi; egemenlik.

    • Example: İktidar, yasaların ve yönetmeliklerin uygulanmasını sağlar.

    • Pronunciation: ik-ti-dar

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: güç

    • Antonyms: zayıflık

    • Etymology: Arapça 'kadra' kökünden türetilmiştir.

  21. Küçültme

    • Definition: Bir şeyin miktarını, önemini veya gücünü azaltma eylemi.

    • Example: Bürokraside küçültme politikaları, daha etkili bir yönetim sağlamayı hedefler.

    • Pronunciation: küç-ült-me

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: azaltma

    • Antonyms: arttırma

    • Etymology: Türkçe 'küçük' kelimesinden türetilmiştir.

  22. Baskı grubu

    • Definition: İnterese temelliyeci bir grup; bir politika üzerinde etki oluşturmak amacıyla organize olmuş topluluk.

    • Example: Baskı grupları, hükümet politikalarını değiştirmek için çalışmalar yürütmektedir.

    • Pronunciation: bas-kı gru-bu

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: lobi grubu

    • Antonyms: bireysel temsil

    • Etymology: Türkçe 'baskı' ve 'grup' kelimelerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur.

  23. Müdahale

    • Definition: Bir duruma veya sürece dışardan müdahale etme eylemi; genellikle zorlayıcı bir durum gerekir.

    • Example: Hükümet, ekonomik kriz sırasında piyasalara müdahale etmiştir.

    • Pronunciation: mü-daha-le

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: karışma

    • Antonyms: özgüven

    • Etymology: Arapça 'müdahele' kelimesinden gelmektedir.

  24. Çoğulculuk

    • Definition: Farklı düşüncelerin ve grupların bir arada yaşadığı veya ifade edildiği bir siyasi veya toplumsal sistem.

    • Example: Çoğulculuk, demokrasinin temel bir unsuru olarak kabul edilir.

    • Pronunciation: çoğ-ul-cu-luk

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: çeşitlilik

    • Antonyms: monolitik sistem

    • Etymology: Türkçe 'çoğ' kökünden gelmektedir.

  25. İstikrar

    • Definition: Bir toplumda veya devlet yapısında var olan denge ve tutarlılık hali.

    • Example: Siyasi istikrar, ekonomik büyümenin ayrılmaz bir parçasıdır.

    • Pronunciation: is-ti-kra-r

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: denge

    • Antonyms: istikrarsızlık

    • Etymology: Türkçe 'durum' ve 'stabil' kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir.

  26. Hukuk devleti

    • Definition: Hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan, bireyleri koruyan bir devlet yapısı.

    • Example: Hukuk devleti, kişisel hakların güvence altına alındığı bir sistemdir.

    • Pronunciation: hu-kuk dev-le-ti

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: hukuksal devlet

    • Antonyms: keyfi yönetim

    • Etymology: Türkçe 'hukuk' ve 'devlet' kelimelerinin bir araya gelmesinden oluşmuştur.

  27. İmtiyaz

    • Definition: Belirli bir grup veya bireylere tanınan ayrıcalık; genellikle hizmet veya haklar sağlar.

    • Example: Devlet, yeni bir yasa ile bazı şirketlere imtiyaz tanımıştır.

    • Pronunciation: im-ti-yaz

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: ayrıcalık

    • Antonyms: eşitlik

    • Etymology: Arapça 'imtiaza' kelimesinden türetilmiştir.

  28. Savaş hukuku

    • Definition: Silahlı çatışmalarda tarafların uyması gereken kuralların toplamı; uluslararası hukuk çerçevesinde düzenlenir.

    • Example: Savaş hukuku, sivillerin korunmasını temel alır.

    • Pronunciation: sa-vah huk-uku

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: uluslararası hukuksal çerçeve

    • Antonyms: savaşsızlık hukuku

    • Etymology: Türkçe 'savaş' ve 'hukuk' kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur.

  29. Teşvik

    • Definition: Bir davranışı veya harekete geçmeyi sağlamak amacıyla yapılan destek veya cesaretlendirme.

    • Example: Hükümet, yerli üretimi artırmak için teşvik programları uyguluyor.

    • Pronunciation: teş-vik

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: destek

    • Antonyms: engelleme

    • Etymology: Arapça 'teşvik' kelimesinden gelmektedir.

  30. Sulh

    • Definition: Sorunların barışçıl yollarla çözümü; genellikle savaş veya çatışmanın sona ermesi anlamına gelir.

    • Example: Taraflar arasında sulh anlaşması imzalandı.

    • Pronunciation: suhl

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: barış

    • Antonyms: çatışma, savaş

    • Etymology: Arapça 'sulh' kelimesinden türetilmiştir.

  31. Analiz

    • Definition: Bir konunun ayrıntılı bir şekilde incelenmesi; sonuç çıkarma veya değerlendirme süreci.

    • Example: Politik analizler, toplumun ihtiyaçlarını anlamak için gereklidir.

    • Pronunciation: a-na-liz

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: çözümleme

    • Antonyms: bütünlük

    • Etymology: Fransızca 'analys' kelimesinden gelmektedir.

  32. Tartışma

    • Definition: Belirli bir konu hakkında düşüncelerin karşılaştırıldığı veya müzakere edildiği bir durum.

    • Example: Kamuoyunda yapılan tartışmalar, yeni yasaların kabul edilmesinde etkilidir.

    • Pronunciation: tar-tış-ma

    • Part of Speech: noun

    • Synonyms: müzakere

    • Antonyms: uzlaşma

    • Etymology: Türkçe 'tartış' ve 'ma' ekiyle oluşmuştur.