Unit 2 - Vocab

oğlum - my son, sonny

anne - mother

tanıştırayım - let me introduce

geliyorsunuz - you are coming

baba - father

bak - look

kim? - who?

-dan - from

bu - this

size - to you, for you

nereden? - where from?

buyurun - here you are

gelmek to come

gitmek to go

gülmek to laugh

yemek to eat

içmek to drink

bakmak to look at/after

konuşmak to talk, to speak

yapmak to do, to make

dolaşmak to walk around

oturmak to sit, to reside

saymak to count

güvenmek to trust, to rely on

tanışmak to meet (for the first time)

buluşmak to meet (at somewhere)

beklemek to wait, to expect

ve - and

aramak - to call, to look for

şimdi - now

şu anda - at this moment

arkadaşım - my friend

var - there is

çalışmak - to work, to study

şaka - joke

seyretmek - to watch

müzik - music

dinlemek - to listen

dinlenmek - to rest

ne olmuş yani? - so what?

şaka yapmak - to make a joke

hava - weather, air

buraya - (to) here

ne zaman? - when?

yakında - soon

mümkün - possible

sınav - exam, test

-da/-de - at, in, on

için - for

yarın - tomorrow

sınava girmek - to take a test

daha - more

başarı - success

dilemek - to wish

bütün - all, whole

yüzmek - to swim

güneşlenmek - to sunbathe

kıskanmak - to be jealous

burada - here

iki gündür - for two days

gelmek - to come

yağmur yağmak - to rain

sonra - later

neyse - anyway

sen de - you too

görüşmek üzere - see you soon

kapatmak/kapamak - to close, to hang up, to turn off

televizyon - television

okumak - to read

İngilizce dersi - English lesson

öğrenmek - to learn

ders almak - to take lesson

öğretmek - to teach

almak - to take, to buy, to get, to receive

erken - early

her gün - every day

kalkmak - to get up, to stand up

sevmek - to love, to like

muz - banana

gelecek - next, the future

çarşamba - Wednesday

konser - concert

bu akşam - this evening

-den beri - since

ay - month, the moon

-dür - for

her - every

duş almak - to take a shower

giyinmek - to get dressed

kahvaltı yapmak - to have breakfast

otobüse binmek - to get on a bus

yemek yemek - to have (eat) a meal

sohbet etmek - to chat

binmek - to get on/into a vehicle

işe gitmek - to go to work

pazar günleri - on Sundays

süt - milk

de - also, too

biraz - a little

pazar - Sunday, market, bazaar

öğleyin - at noon

bahçe - garden

dışarı - out

çıkmak - to go out/up

kahvaltı - breakfast

-e - to

genellikle - generally

kahvaltıda - at breakfast

daha sonra - later on

cumartesi - Saturday

yemek - meal, to eat

arkadaşları - her friends

yatmak - to go to bed, to lie down

kapıda - at the door

yaz - summer

çöp - rubbish, litter

dökmek - to empty, to spill

tatile gitmek - to go on a holiday

tatil yapmak - to have a holiday

fotoğraf çekmek - to take a picture

selam söylemek - to say hello

yer ayırtmak - to book

oldu - OK

çünkü - because

güneşli - sunny

kum - sand

hepsi - all of it

kumsal - sandy beach

fotoğraf - photograph

bu yaz - this summer

yoksa - or

bilmek - to know

belki - maybe

son - end, last

oynamak - to play

gazete - newspaper

yaz sonu - end of summer

kalmak - to stay, to remain

üşümek - to be cold

çarşı - shops, market

geç - late

yıkamak - to wash

arkadaşları - his/her friends

hep beraber - all together

barbekü yapmak - to barbecue

bira - beer

gitar - guitar

şarkı - song

şarkı söylemek - to sing a song

eğlenmek - to have fun

bulaşık yıkamak - to wash the dishes

ütü yapmak - to iron

sadece - only, just

tembellik - idleness, laziness

tembellik yapmak - to be lazy

çalmak - to play a musical instrument, to steal, to ring